TÜRKÇE , ÇUVAŞÇA ve MOĞOLCA
TÜRKÇE jşj, ÇUVAŞÇA ¡i/ ve MOĞOLCA /ç/
TALÂT TEKİN
Bilindiği üzere Genel Türkçe jşj Çuvaşça ve Moğolcada sadece ///’ye denk gelmemekte, aynı zamanda Çuvaşça /s/ ve Moğolca /ç/’ye de denk gelmektedir. Altay dilleri arasındaki ses denkliklerinin çoğu gibi Trk. /ş/ = Mo. /ç/ denkliği de ilk önce Ramstedt tarafından farkedilmiş ve kurulmuş¬tur. Moğolca ve Türkçe karşılıklılık/ortaklaşalık ekleri -ça-/-çe- ve -ş-’nin benzerliğine de daha 19I2′de Ramstedt dikkat çekmişti : Örneğin, Mo. sika -ça- “sich drängen” (sika- “drängen, pressen”den) Trk. sık-ı-ş- (sık- “basmak, ezmek”ten) . Ramstedt söz konusu Trk. karşılıklılık/ortak¬laşalık eki -ş-’nin aslında /ç/ olduğunu ve Türkçedeki /ç/’den /ş/’ye bu ses değişikliğinin geçmiş zamanlı şekiller aracılığıyla başladığını, yani *-ça-dı > *~çtı ~>*-ştı şeklinde olduğunu öne sürmüş, daha sonra bu ekin geçmiş zamanlı şekiller aracılığıyla genelleştiğini söylemiştir .
Ramstedt, aynı çalışmasında, Çuvaşçada sonunda -s— ortaklaşalık eki bulunan fiillerin öz Çuvaşça olduğuna, -ş- ortaklaşalık eki bulunanların ise Tatarcadan ödünçleme olduğuna dikkatleri çekmiştir . Türkçe /ş / Çuvaş¬çada genel olarak /i/ şeklinde temsil edilmekte ve Çuvaşça ¡ij, /ç/ veya /c/’den gelmekte olduğuna göre Trk. -ş- = Çuv. -s- ses denkliği İlk Türkçe karşılıklılık/ortaklaşalık ekinin /i/ veya jşj olmayıp /ç/ olduğunu gösterir.
Teorisini 1900′Ierin başlarında kuran Ramstedt Trk. /ş/ = Çuv. jij — Mo. /ç/ eşitliğini desteklemek için Türkçeden kamt getirecek durumda de¬ğildi. Benim görüşüme göre Türkçe içinde Ramstedt’in söz konusu ses denk¬liğini destekleyen kanıtlar, yani Türkçe örnekler, vardır. Bu bildirimde bu kanıtları sunmaya ve Ramstedt’in denkliğinin doğruluğunu açıklamaya çalışacağım.
* * ♦
Karşılıklılık/ortaklaşalık eki -j-’nin -ç- şeklinde ortaya çıktığı, de¬ğişmediği en eski Türkçe örnekler Kutadgu BiUg’de ve Kâşgarî’nin sözlüğün- dedir. Bu örnekleri vermeden önce şunu vurgulamak istiyorum : Kelime sonunda değişmeye uğrayan bir ses, kelime içinde, özellikle bir ünsüzden
72
TALÂT TEKÎN
önce veya sonra kendini korur : örneğin semiz “şişman” (<.*semir’), ama semri- (<i*semir1-i-), “şişmanlamak”, köküz “göğüs” (< ‘kcikür”), fakat kökrek ay. (<c*kökür-ek), vb . Aynı şekilde karşılıklılık/ortaklaşalık eki —ş— de İlk Türkçe şeklini kelime içinde bulunduğu bazı örneklerde bir ünsüzden önce veya sonra korumuştur. Örnekler :
MK II 196 kikçür- “iki şeyi birbirine çarptırmak, kışkırtmak” (< *kik-i- ç-ür~) MK II 293 kik- “bilemek, keskinleştirmek, keskinleştirme amacıyla vurmak” ~ Orh. kikşür- “kışkırtmak” (KT D 6; şimdiye kadar kifişür-, kifieşür- olarak okunurdu), Huast. kikşür- (kişig kikşürü sözle- “halkı kar¬şılıklı olarak düşmanlığa kışkırtmak”) (Clauson 714).
MK III 108-109 yapçın— ^yapçun- ~ yawçun- “yapışmak, tutmak” ~ yapşun- ay. (Kâşgarî’nin ifadesi : ş’li : yapşundı ve fli : yavoçundı şekilleri karşılıklı nöbetleşir.) < *yap-ı^ç-ı-n- < yap- “örtmek”.
MK III 97-98 yapçuryawçur- “yapışmak, kola, tutkal” ~ yapşur- ay. <iyap-ı-ç-ur- <cyap- “örtmek”.
KB 401 yapçur “yapışır”, KB 1409 yapçur ay. (Herat nüshası yapşur), Uyg., MK yapış-, yapuş- “yapışmak, tutunmak < *yap-ı-ç- (Kutadgu Bilig indeksi”ndeki yapçu- şekli yapıç – olarak düzeltilmelidir).
MK II 175 tapçur- “teslim etmek, birisine bir şey emanet etmek” (ör¬neğin men oğulnı anasınga t.-dum) ~ Uyg. tapşur- ay. <C*tap-ı-ç-ur~ <itap- “bulmak”.
Orh. kabış-, Uyg. kavış- “bir araya gelmek, toplanmak”, MK kaıvuş- ay., kawşut “iki hükümdar veya han arasında yapılan barış görüşmesi” ■—1 kapçak “su kollarının kavuştuğu yer” (MK I 471) <L*kabıç-ak < *kab-ı-ç- “yaklaşmak, kavuşmak” (krş. Uyg. kavıt- “karşı karşıya gelmek”, kavır- “bir araya getirmek, toplamak”, MK kaıvur- “büzmek”; krş. Mo. kabida- “kavuşmak, yakınlaşmak”, kabildu- “yaklaşmak, kavuşmak”, kabira- “birbirine yakın durmak) .
MK I 423 tutaşı, tutşı “komşu, birlikte veya yakın (olan); daima, sürekli, ebediyen” ~ MK tutçı (13 kez), KB tutçı, tuçı (bir çok kere; tutaşı 5 kere) <*tutaç-ı <ctut-, tuta- “tutmak, yakalamak” (fiilin tuta- şekli için krş. KB tutam “avuç dolusu, tutma hareketi”) <l*tuta-). KB’teki büzülmüş tuçı şekli Ramstedt’in teorisi için ek bir kamttır : Eğer ekin aslî şekli ¡şj ile ol¬saydı KB’te tuçı değil de *tuşı şeklini bulmamız gerekirdi!
Başka bir eski örnek de 14. yüzyıl eserlerinden Kışşa-i Bekrüm’da bulunmaktadır :
TÜRKÇE /Ş/ ÇUVAŞÇA /S/ VE MOĞOLCA /Ç/
urç-ur “erka mpft” (Brockelmann Ost. Gram., s. 205) <*wr-ı-ç-~Uyg., MK uruş-, Çuv. vir s- ay. <*ıirıç-.
Karşılıkldık/ortaklaşalık eki -j-’nin Orta Türkçe metinlerdeki -ç-’li örnekleri burada bitiyor, /ç/’den /ş/’ye ses değişikliğine ait örneklerin sadece karşılıklılık/ortaklaşalık gövdeleriyle sınırlanmadığının da ayrıca vurgu¬lanması gerekir. Bu gövdelerden ayrı olarak başka örnekler de vardır, iki isim ve bir isimden fiil yapım eki tartışma konusu ses değişikliğini destek¬lemektedir. Bu örnekler aşağıdadır :
MK yapçan “pelin”, yawçan ay. (III 37) > Çag., Osm. yavoşan, Kıpç., Osm. yavşan, Trk. yavşan, Az., Trkm. yovşan, Kum. yuvşan, Nog. yuvsan, Kzk. juwsan, Kırg. cuşan, Tuv. çaşpan ay. <*yapşan <*yawşan <.*yawçan.
İkinci bir eski örnek de Yolga Bulgarcasındadır. Volga Bulgarcasıyla yazılmış mezar kitabelerinden birinde, Genel Türkçe başında’ya karşılık olan ve “başlangıcında” anlamını taşıyan baçne diye bir kelime görülür. Söz konusu kelime aşağıdaki metinde bulunuyor;
– o — ^ —^ o —, —
‘ ¿-i ‘ j-4-*3 şafar ayuhi baçne eti (Yusupov, G. V.,
“Itogi polevıh epigrafiçeskih issledovaniy 1961-1963 gg. v Tatarskoy ASSR”, Epigrafika Vostoka XXI, 1972, s. 48-55 ve Tekin, T., “On Yolga Bulgarian bacne”, PIAC Newsletter 10, s. 8).
73
Yusupov, 14. yüzyıl tarihli bu Yolga Bulgarcası cümleyi açıklayama¬mıştır. Benim başka bir yerde (yani PIAC Newsletter, No. 10′da) açıkladığım gibi, baçne kelimesi burada “başlangıcında” anlamınadır ve Genel Türkçe başında,nm karşılığıdır. Baçne”nin çözümlemesi aşağıdaki gibidir : baçne <.*baç-i-n-e, yani baş “başlangıç, baş”, -i- 3. kişi iyelik eki, -n- zamir n’si denilen n, —e arkaik datif – lokatif eki olan —a/-e’dir. Bu kelimenin Volga Bulgarcası işne “içinde” < *iç-i-n-e = Çuv. işne ay. ile tamamen aynı yapıya sahip olduğu açıktır. Böylece Volga Bulgarcası baçne (*başne değil!), “baş, başlangıç” kelimesinin Volga Bulgarcasında baş olmayıp, baç olduğunu açık hale getirir. Belki de kelimenin asıl şekli Ramstedt’in yıllar önce öne sür¬düğü gibi daha eski bir *balç şekline gitmektedir. Herkesçe bilindiği gibi Ramstedt Çavuşça pus “baş”m, sondaki /s/’den dolayı Genel Türkçe baş’a gitmeyip, farazi bir balç şekline gittiğini öne sürmüştür. Goldi (Nanay) dilinde buna tam olarak karşılık olan şekil balça, balca “yüz, görünüş, baş” (I 109) şeklidir. Bunlara Mo. tarbalci “akbaba” < “kel kafalı” birleşiğin- deki -bald “baş” kelimesini de ekleyerek üç yönlü bir Altayca eşitlik kuru¬labilir (bk. T. Tekin “Once more zetacism and sigmatism”, CAJ, XXIII, 1-2, s. 131). Sonuç olarak Çuvaşça pus kelimesinin Volga Bulg. baç’a. benzer bir şekle gittiği kesin olarak iddia edilebilir. Sonuncu şekil kendi içinde, Ge¬nel Türkçe baş şeklinin kökeni olan daha eski *balç,a gider. Buna göre : *balç> Volga Bulg. baç > Çuv. pus ve *balç > *balş > Eski Türkçe baş olur.
TALAT TEKİN
/ç/ > /ş/ ses değişikliği için modern Türk dillerinde de örnekler bulu¬nabilir. Böylesi iki örnek aşağıdadır :
1. Genel Türkçe (Uyg., MK. vb.) kurşa- “kuşatmak; çevirmek, sarmak”, Tat. Bşk. korşor- ay., Tuv. kurja- ay., Kzk., Kklp., Nog. kursa- ay., Trk. kuşan- (kuşa-n-), kuşat- “kuşatmak, çevirmek, örtmek; muhasara etmek” (kuşa-t-), Az. guşan- “feuforemak”, ğuşat- “kuşağı çepeçevre sarmak”, Trkm. guşa- “kuşatmak”, ğurşa- “çevirmek, sarmak, muhasara etmek” ğuşat- “kuşatmak, ğurşat- “muhasara etmek” < * kurşa- < * kurça- < kur “kuşak, kemer” ça-.
r^j Alt., Kırg. kurça- “kuşatmak, çevirmek, sarmak”, Hak. hurça- ay., Kzk. korşa- “çevirmek, kapamak” < *korça- < *kurça- < kur “kemer”.
Altayca, Kırgızca ve Hakasça /ç/’li şekillerin /ş/’li şekillerden daha eski olduğu açıktır. Bu sebeple Kazakça /ş/’li şekil daha eski bir /ç/’li şekle gider. Bu fiil, kur “kuşak, kemer” adının bir türevidir. Bu ek için, bu tür isimden fiil türeten + ça-/ + çe- eki için Moğolcadan da örnekler bulunabilir, örneğin, dayiça-, dayiçi- “düşman olmak, savaşmak, düşmancasına davran¬mak” < dayi(n) “düşman”, nököçe— “samimi arkadaş olmak” <nökör “arkadaş”, kaniça— “arkadaş veya dost olmak” kani “arkadaş, dost”, vb. Yak. kurda- “kuşatmak” ortada bulunan /rd/’den dolayı /ç/’li bir şekle gidemez, daha eski ve aslî *kurla— şekline gider.
2. Orh. yemşak, yimşak “yumuşak”6, Uyg. yumşak ay., yum-şa- “yu¬muşamak”, MK yumşak “yumuşak”, yumşa— “yumuşamak”, GT yumşak, yumşa- ay.
~ Tuv. çımça- “yumuşamak” < *yımça-, Yak. sımnâ- ay. < *yımca- <l*yımça—, Tuv. çımçak “yumuşak” <*yımçak, Yak. sımnağas ay. < *yımçakaç (Yakutça -mç->-mn- değişikliği için krş. Eski Türkçe kamçı “kamçı” > Yak. kımnî, vb.), Çuv. semse “yumuşak” < *yemça(q).
GT yumşa- Tuv. çımça- ve Yak. sımnd— (< *yımça-) belki de, yuka¬rıda tartışılan kurça- Fiilindeki + ça- eki ile *yem, *yim veya *yım gibi bir isim kökünden türemiştir; krş. Mo. nimgen, nimegen “ince, sığ”, nimgere- “incelmek”, nimganun “zayıf, zayıflamış (hayvan için)”, Evk. nemkun “zayıf, cılız”, nemküken, nemkân “çok zayıf”.
Genel Türkçe yumşak “yumuşak”, /ç/ ile, Orta Türkçe kaynaklarda, özellikle de 15. yüzyıl tarihli Kıpçakça bir sözlükte, görülür : Tuhfe.yumçak “yumuşak”. Burada /ş/ yerine /ç/ görmek Clauson’u şaşırtmıştır. Bununla birlikte yukarıda tartışılan Tuvaca ve Yakutça şekiller, örneğin Tuv. çımça- “yumuşamak”, çımçak “yumuşak”, Yak. sımnd— “yumuşamak” ve sımnağas “Âumuşak”, yumşa-, yumşak’taki /ş/ sesinin sadece ikincil bir ses olduğunu,
74
8 bk. T. Tekin, A Grammar of Orkhon Turkic, ss. 231, 403.
TÜRKÇE /Ş/ ÇUVAŞÇA /&/ VE MOĞOLCA /Ç/
kanıtlamaya yeter. Sonuç olarak, Tulıfe’de geçen yumçak şeklindeki /ç/,
asla “şaşırtıcı” değildir, çünkü bu ses aslîdir.
♦ ♦ »
Ramstedt’in yıllar önce dikkat ettiği gibi karşılıkldık/ortaklaşahk eki Çuvaşçada iki tanedir : 1. —s— (Çuvaşça kaynaklı olan bu ek, aslî —ç— sesine gider), 2. -ş- (Tatarcadan ödünçleme Genel Türkçe ek), -s- eki ile oluşturulmuş Çuvaşça fiil gövdelerinin yer aldığı, az çok eksiksiz bir lis¬te Nauta tarafından yayımlanmıştır. Listede yer alan gövdeler aşağıdadır : avr-l-s— (avlr-), ln-l-s- (in-), kala-s-, kan-l-s— (kan-), klv-î-s- (klv- kü-), kurin-l-s-, plt-i-s-, sap-i-s-, sırt-i-s-, sura-s- (< *sura- < *yara-), sin-i-s-, şu-s-, tap-l-s-, tat-l-s-, tıt-î-s—, tiv-i-s-, vales- (< *vale- < *üle~), vlr-s-. Bu 18 fiile aşağıdaki örnekler de eklenebilir :
vırnas- “yerleşmek” < *vırna-s- < *orna-ç- = GT orna-ş
75
sıpis- “yapışmak, tutmak” < *yapıç- <yap-ı-ç- = GT yapış— <yap- “örtmek”.
hirîs- “karşı çıkmak, karşı durmak, itiraz etmek” < *karıç- <kar-ı-ç- — Uyg- karış- “kabul etmemek, bozuşmak”, GT karşı, karşu “muhalif, karşıt, aykırı” ( = Çuv. hirîs ay. < *hirsl < *karçı), MK karşut “karşıt”. Bu fiil gövdesinin basit şekli belki de MK’de şu mısrada geçen kartı kelimesi¬dir : Yağı karu kiriş kurdum “Düşmana karşı yay kurdum” (MK II 83). MK karu, en iyi şekilde *kar- “karşı olmak, karşısında olmak, karşı durmak” fiilinden -u eki ile yapılmış zarf – fiil olarak açıklanabilir.
Rağbet: Derecelenmemiş [?]

Yorum Yapin
Yorum yapabilmek icin giris yapmalisiniz.