1. Kısaca sizi ve Lika’yı tanıyalım?
Ben: Cevat Akkanat. 1964 Balıkesir - Dursunbey doğumluyum.1991’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden mezun oldum. İki çocuk babasıyım. Kara Oyun(1997) ve Güz Klâsiği (1998) isimli yayımlanmış, “Tan Tan Traska” ve diğer yayımlanacak kitapların şairi…
Likâ: Bir grup arkadaşla birlikte çıkardığımız 4 sayfalık bir edebiyat seçkisi. Şiirler, denemeler, öyküler, kuramsal yazılar, değiniler Likâ’da okunabilen edebî türler.
Dinamik bir seçki Likâ. Genç. Eylemci. Özgün… Sözü olanlara ve sözünü her bakımdan çaplı söyleyebilenlere açık bir seçki. Kısa bir geçmişi olmakla birlikte kendisinden söz ettirmiş olması, onun nitelik bakımından bulunduğu yeri gösterir. Şimdilik bu kadar…
2. Edebiyat seçkiniz 4 sayfa olarak çıkıyor, sayfalarınızı çoğaltmayı düşünüyor musunuz?
Bizce nicelik o kadar önemli değil. Likâ’nın muhteviyatını oluşturan eserlerin kalitesi ve niteliği önemli. Bu noktadan hareketle, Lika’yı, bakarsınız bir gün daha oylumlu, daha hacimli yayımlayabiliriz. Ama şimdilik sayfa sayısını çoğaltmak gibi bir düşüncemiz yok.
3. Kültür-sanatın sözcüsü dergilere Belediyelerin katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben mülkî ve idarî kurumların kültür ve sanat etkinliklerine olumlu anlamda kayda değer bir katkılarının olabileceğini düşünemiyorum. Böyle bir şeye inanamıyorum. Tersine, gölgeleri olur daha çok. Kısıtlayıcı, daraltıcı, engelleyici konumdadırlar çünkü eskiden beri…
Belediyeler farklı mı sanki? Belki, bir anlamda hizmetleri olur zannedilebilir. Reklâm temini, satın alma gibi. Daha fazlası? Fazlası olursa, dergi ve o dergide yer alan isimler ve eserleri adına özgürlük kaybı başlar. Güdülenme, şartlanma ve rahat hareket edememe başlar.
Bu arada sorunuzu başka bir açıdan da ele alabiliriz: Belediyeler kültür ve sanat etkinliklerine kendi çıkaracakları yayınlar yoluyla hizmet edebilirler. Sözgelimi çıkardıkları bülten ve dergileri kültür ve sanat ağırlıklı düzenleyebilirler. Alaca Belediyesi’nin hazırlattığı Seviye Dergisi gibi. Bu bir örnek tabii…
4. Dergicilikte ne gibi problemler yaşıyorsunuz?
Likâ’nın yayımı sırasında bizi rahatsız eden hususların başında kuşatılmışlık geliyor. Öyle ki dört taraftan daraltılmış alanımız. Ekonomik sıkıntıları bir noktada aştığımızı düşündüğümüzde statükoyla ilgili sıkıntılarımız başlıyor. Sansür mesela. Ve çeşitli dar zaman genelgeleri. Bunları mecaz yoluyla aştığımızda ise kültür gericiliği çıkıyor karşımıza. Algılardaki gelişmemişlik, sığlık…
5. Anadolu’da 1980 sonrası dergicilik patlaması yaşandı. Çoğu da kapandı. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
1980’den sonra olduysa bu patlama, anlamlıdır…. Topluma sunulan her türlü dayatmalara karşı, insanlar, en azından düşünen ve düşündüğünü ifade etmek isteyen insanlar dergilere, süreli yayınlara sarılmışlardır. Bu patlamanın başka bir sebebi olamaz sanırım.
Dergilerin kapanması meselesine gelince… Evet, dergiler çıkarlar ve bir süre fonksiyonlarını icra ederler. Bu uzun da sürebilir kısa da. Maalesef Türkiye gibi bir memlekette dergilerin uzun ömürlü olmalarını beklememeliyiz. Dergilerin kısa ömürlü oluşlarındaki bildik siyasi, ekonomik ve her türlü kültürel sebepleri burada tekrar etmenin bir faydası olacağını sanmıyorum.
6. Okuyucularla bütünleşmede ne gibi sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz?
Likâ her halükârda okuyucusuyla buluşmaya çalışan bir seçkidir. Okuyucusundan tek beklentisi, kendisinin okunması ve azamî zevk ve faydayı okuyucuya tattırıp yaşatmasıdır. Bunu şimdiye kadar sağladığımız kanaatındayız. Likâ’ya ulaşan her türlü tepkiden anlayabiliyoruz bunu.
Bunların yanında, pek çok yayın organının da baş belası olan dağıtım ve postalama yollarındaki tıkanıklıkları tam anlamıyla aşmış olamayışımız, bizi üzmektedir.
Teşekkür ederim.
Rağbet: Derecelenmemiş [?]

Yorum Yapın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.