'Şiirlerimiz' kategorisi icin arsiv

Divanü Lügat-it Türk / Çiğil Efsânesi(GÜLCE-Bahçe)

Yazan: Mustafa CEYLAN Tarih: Kas 26th, 2011 | Kategori:: Şiirlerimiz

Türkçe: Bizi var eden,
Daim bahtiyâr eden.
Şu güzelim ülkeyi
Eşsiz bir diyar eden.

Türkçe: Dil çimentomuz
Dimdik, ayakta, sonsuz
Birliğe ve dirliğe
Saf saf ve omuz omuz…

Türkçe: Karanlık yırtan,
Türkçe: Barış fışkırtan.
Başka dile özensen
Türkçe der: Utan, utan!

Türkçe: Esenlik, umut
Türkçe: Bal damlatan dut.
Öğrenci, öğretmende
Türkçe: Kaşgarlı Mahmut.

Sil!
Durma
Sil hemen!
Ayrılığı
Kaldır aradan,
“Sen, ben” deme, “biz” de
Düşmanı sevindirme
Sen yiğitsin, sen asil!
Sahip çık ki diline
Olmayasın sefil.
Aman dikkat et!
Alma mendil,
İyi bil
Türkçe
Dil! ..

Türkçe’nin ilk lügatı Divan ü Lügat it Türk
İki menkıbe ile on efsâne getirmiş.
“Bunları birer birer çevirip manzumeye
Ondan sonra yanıma koşa koşa gel” demiş
Pirimiz, üstadımız Mahmud el Kaşgarî’miz.
Demiş ya;
Biz de aldık kalemi ele
Kapılmadan yaban sele
Yazmaya başladık
Başladık ya
Sıra geldi Çiğil Maddesine
Görelim ne demiş dilimizin mimarı
Dinleyelim olmaz mı?

Der ki:
Üç Türk taifesinin adına derler Çiğil
Birincisi:
Barsgan’ın ötesini
Yurt edinmiş göçmen bir halk.
İkincisi:
Talas kente yakınca
Daracık bir bölge ki
Toz, toprak, biraz da kil
Adı Çiğil…

Zülkarneyn’in ordusu
Geldiğinde bu yurda
Çeşmesini bulutlar
Açıvermiş yollara.
Yollar, yollar çamurdan
Yollar, yollar geçitsiz.
Bunu gören Zülkarneyn:
“İn çügüne ast” demiş(*)
Ve eklemiş emrini
“Bu yere kale yapın
Ya da bir bina çabuk! ”

Yükseltmişler kaleyi
Hem de kısa zamanda.
Elbette ki adına
Demişler “Çiğil Kale”

Bu tarihten sonra, bu yerde oturanlara
Çiğil denmiş ay balam, savaşcı bir il Çiğil.
Dil aldım Kaşgarlı’dan burcu burcu Türkçe dil
Sakın ola özenip gayriye verme meyil.

Üçüncü Çiğil taifesiyse:
Kaşgar’da birkaç köyde yaşamaktalar çil çil
Bu köylerin halkı da, göçebedir, göçmendir.
İki çadır bir direk; tuğla, taş, toprak değil.
Özel bir üslûb ile giyinir insanları
Çiğil üslûbu derler, moda diye bak, eğil.
Ceyhun’dan yukarıya, Amuderya’ya kadar
Çiğil Türklerine tapuludur bunu bil! ..

*

Türkçe: Kimlik belgemiz
Türkçe: Lisan tertemiz
Türkçe: Ana, baba, yâr
Oğul, evlâd, ata, biz.
Türkçe: Has şiirimiz…

Mustafa CEYLAN

(.) ”İn çüğüne ast”: Bu çamurdan kaçış yok, bu nasıl çamur.

Rağbet: Derecelenmemiş [?]


Divanü Lügat-it Türk / Bukuk Efsânesi(GÜLCE-Buluşma)

Yazan: Mustafa CEYLAN Tarih: Kas 26th, 2011 | Kategori:: Şiirlerimiz

Gözümde durmaktadır, fakire, fukaraya
Bayram sabahlarında ekmeğini bölüşün.
Bin tebessüm baharı serpiştirir araya
Nasrettin Hocamızın anlattığı güldüşün.

Işıklar iğne ucu, söyle nasıl çuvaldız?
Kaç bin yıl ötelerden ışık gönderir yıldız?
Atom içi çekirdek, sonsuz boşlukta bir hız
Çözülmez bilmeceler, düşün Allah’ım düşün.

Ölüyüz şehirlerde, yer altında diriyiz
İçi boş bir ağacız, güya sözde iriyiz
Vur patlasın çal oyna, bir camın esiriyiz
Parçalansın şom ekran, yoksa adam-ı düşün!

Türküleri değil de insanları yakanlar,
Günlük güneşlik göğe karanlığı çakanlar,
Yetim ile yoksula tepelerden bakanlar
Fazla yukarda durman, biraz aşağı düşün.

Ünlü olmak isterdin kaldın mı tek başına?
Hırsı, kini, öfkeyi nakışladın işine
Çevirip koltuğunu sağa, sola boşuna
Ham hayâller emerken dalıp gördüğün düş, ün.

Yıkıldın yalanlarla, yeni baştan yapıldın
Elden ele dolaşan mühür yemiş bir puldun
Yalancıydı aynalar, şan, şöhrete kapıldın
Diyemedin nedense, gayri yakamdan düş, ün!

Yunuslayın omzuma alıverdim heybeyi
Bıraktım caddeleri oldum artık ev beyi
Diz çöküp bir eşiğe ettik kutlu tövbeyi
Çıkarın adımızı kirli hesaptan düşün!

Neler neler anlatır, destanlar, efsâneler?
Kaşgarlı Mahmut derler zamanı böyle eler.
Adem elması neymiş öğrenelim beraber?
Unutmasın takvimler ebcedle tarih düşün.
*
Adem elmasının iki yanında(*)
Bir parça deriyle et arasında
Fergana’da Şıqnı’da oldukça yaygın
Nesiller muzdarip bu şişkinlikten.

Öylesine şişkin bazılarında
İmkânsız kendi göğüslerini
Yahut da ayakuçlarını
Görmeye engel
O kadar
Büyük
Yük…

Anlatırlar:

Geveze kâfirmiş bizimkiler
Günlerden bir gün
Allah’ın Muhammed Peygamberi(s.a.v) ’nin
Sahabesi akın etmiş onlara.
Bizimkiler,
Yani atalarımız
Gür sesleriyle haykırarak
Çığlıklar atarak
Baskın düzenlemişler gece.
Bozguna uğramış
Sahabenin ordusu.
Ulaşmış bu haber Hazret-i Ömer’e
Ve ilenmiş Ömer…

Bu boğaz konusu
Ondanmış meğer.
Anlatıp gelirler nesilden nesile
Bu öyküyü böylece.

Bugün evet bugün
Gür sesli tek insan yoksa içlerinde
Sebebi budur.

İşte Kaşgarlımın “bukuk” diye yazdıkları bunlardır.
Hikmet vardır nice hikmet içinde
Hele bir dinleyin, kulak verin birazcık
“Bukuk, bukuk” diye inleyen gırtlak
Dünya misal, neden yusyuvarlak?
Efsâne, efsâne demetleyelim,
Bunu da biz ekleyelim:

“Hayvanlardan birisi
Hakim olamayıp nefsine,
Yasak elmalardan birini
Koparmış koparmasına,ancak
Ağaç solup toza dönmüş…
Korkmuş, ürkmüş hayvancağız
Titremiş koşa koşa
Hazret-i Adem’in yanına gelmiş
Anlatmış olanları.

Adem babamız,
Acımış o hayvana
Kanıtı yok etmek için
Yutuvermiş elmayı.
Ve elbette
Kalıvermiş elma boğazında.

Adem elması diye
İşte buna derler dostum…
*
“Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler…”
Biz anlattık, söyledik
Teşekkür ederiz
Hanımlar, ağalar, beyler
Cümlenize…

Mustafa CEYLAN

(*) Adem elması:Gırtlak çıkıntısı

Rağbet: Derecelenmemiş [?]


Divanü Lügat-it Türk / Böke Efsânesi(GÜLCE-Buluşma)

Yazan: Mustafa CEYLAN Tarih: Kas 26th, 2011 | Kategori:: Şiirlerimiz
Kalpak da bizim, sarık ta,
Söz konusu vatan olunca
Gerisi teferruattır.
Yedisinden yetmişine
Dağlarıyla, taşlarıyla bu yurt
Durur kıyama…
Şüheda bile takar süngüyü
Fırlar kabrinden..
*
Sığınıp Yaradan’a, yüklendiler düşmana
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.
Bir anda yetiştiler dua dua her yana
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.

Süngü, bomba, top, tüfek; iman dolu bir yürek
Kıbleye yönelerek, Yaşasın yurt diyerek
Ezan, bayrak, vatana, can verdiler gülerek
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.

Dediler: “Peygamber’in övdüğü millet biziz,
Bu topraklar, bu gökler bizimdir, bu su, deniz
Emrinde Atatürk’ün ya Gazi, ya şehidiz…”
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.

Şahin Bey, Kara Fatma, bizdendir Sütçü İmam
Efelerle, seğmenle kadromuz oldu tamam
Evliyâlar, erenler; üstelik Hacı bayram
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.

Bir duayla dağları yerlerinden söktüler
Düşmanın tepesine ölümüne çöktüler
Düştüler peşlerine, Akdeniz’e döktüler
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.

Ana, bacı, kız, kızan yürüdü peşlerinden
İlham aldı Mehmetçik parlak güneşlerinden
Isındı geceleri “amin” ateşlerinden
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.

Her köyden, kasabadan, koşup Kemal Paşa’ya
Dediler, emrindeyiz; Türk’ün adı yaşaya
Yürüdüler kağnıyla, atla, bazen de yaya
Kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler.
*
Muhammed-el Kaşgarî
Sayıca kalabalık düşman yenilir neden?
İşte bu soruya “Böke” maddesinde vermiş cevap;
Anlatıp destan eylemek, bize de olsun sevap.
*
“Yetti başlıg yel böke
Yedi başlı ejderha”
*
Bu sözcükle savaşçı tanımlanır, ad alır
Yabaqu şeflerinden biri: Böke Budraç’tır.
Yüce Mevlâ, Yaradan,
Bu kâfirin sonunda, tam yediyüzbin kişilik ordusunu
Gazi Arslan Tekin’in kırkbin Müslüman askerine
Yenik düşürmüştür.
İman, inanç derler
Dağı deler.
Azim, ilke, birlik derler
Azı çok edip, çoğu eler…

Der ki Kaşgarlı’m
“Sordum;
Bu savaşa tanık olanlara,
Dedim:
-“Çokça olmasına rağmen düşman birlikleri
Sebebi neymiş, aza yenildikleri? ”
Dediler:
-“Biz de buna şaştık
Tutsak olan zındıklara
Kalabalıktınız, neden bu bozgun?
Neden mağlup oldunuz, neden?
Diye sorduk.

Kâfirin askeri, aynen şöyle dedi:
-“Davullar çalınıp borular ötmeye başladığında
Önümüzde boydan boya uzanan bir dağ gördük,
Yemyeşildi, gökleri kaplıyordu.
Üstünde sayısız kapı vardı dağın
Açılan her kapıdan üstümüze
Ateşten oklar yağıyordu.
Sersemledik, kaldık orda
Ve
Yenildik “ dediler…
*
İşte olay bu,
Kaşgarlı ekler:
-“Bu, sevgili Peygamber’imizin
İnananlar için sürüp gelen
Çağlar çağı sürecek olan
Bir mucizesidir.
Böyle biline…”
*
Biz de deriz ki:
Kalpak da bizim, sarık ta,
Söz konusu vatan olunca
Gerisi teferruattır.
Yedisinden yetmişine
Dağlarıyla, taşlarıyla bu yurt
Durur kıyama…
Şüheda bile takar süngüyü
Fırlar kabrinden..

Mustafa CEYLAN

Rağbet: Derecelenmemiş [?]


Divanü Lügat-it Türk / Beş Oğuz Efsânesi(GÜLCE-Bahçe)

Yazan: Mustafa CEYLAN Tarih: Kas 26th, 2011 | Kategori:: Şiirlerimiz
-I-
“Yuluğ Tekin” kaleminde “Kültigin” bir ışıktı
Orhun Nehri Vadisinde yükseldi âbideler.
Yiğitlik, aşk ve tabiat kopuzlarda koşuktu
“Aprınçur Tigin” söylerse, has şiir göğü deler.
…………..Üç mısralık bentlerle mısra başı kafiyeler
…………..Sav’dır ata sözleri, kurt ulur, zaman eler
…………..Sagu’dan çıkar gelir, bir ozan ki “Çuçu” derler.

Efsâne efsâne çalar, söyler dile kolay
Aldım her sözünden Dedem Korkut havasını
Yesevi dergâhı bir benzeri olmaz saray
Postuna oturup anlasaydık sevdasını
……………Gör ey gözbebeğim Oğuz Kağan rüyâsını!
……………Bil ey köhne tarih yiğitlerin en hasını!
……………Bil ve çiz yeniden dünyanın haritasını!

-II-
Allah millet yolundaydı yiğit Oğuzum
Anlatayım birer birer dinleyin kuzum:

Devletin zayıf olduğu bir zamanda,
En sevdiği atını ister düşmanları ondan
Verir…
Sonra,
Eşini isterler
Onu da
Evet onu da verir.
Daha sonra
Çorak bir toprak parçası ister düşman

Oğuz Kağan
Fırlar al ateş içinde yerinden:

“Verdim,
Evet verdim
Atım ve eşim
Kendi malımdı, bana aitti verdim,

Fakat
Çorakta
Olsa toprak
Milletimindir
Asla veremem! ” der
Ve toplar birliklerini
Ani bir baskın yaparak düşmanı
Mağlup eder, perişan eder, yakar, yıkar…

Önce devletim, milletim, vatanım
Sonra da şahıslar işte
Bir Türk Oğuz töresidir
Bu böylece biline

-III-

Bilinmezdi; adı, sanı yoktu bir çok ulusun
Milâttan kaç bin yıl önceydi Orta Asya’da
Toynakların nal iziyle demir dağların
Erim erim eridiği zamanlarda,
Bir Bozkurt’un dolunayda çıkarak
Orduların önüne düştüğü
Ve zaferlere yürüdüğü
Oğuz Kağan ikliminde
İcad edip tekerleği
Gacur gucur bir kağnıya
Takıveren bir el idi
Beyler beyi şol Kanglı Bey
Hey ki hey!
Aman ey!

……………Ve bugün;
……………Dönüyorsa tekerlekler, eriyorsa mesafeler
……………Uçak, tren ve otobüs, daha başka neler neler
……………Borçludurlar her birisi Kanglı Bey’in kağnısına
……………Hey ki hey!
……………Balam ey!
……………Alın, götürün bir anda beni
……………”Kanglı boyu” konuk eyler bilirim
……………Ben Oğuzum, onlar benim dayım, halam hey! ….

-IV-
İtil derim, Volga derim fark etmez
Bir çılgın su ki, köpürende susmaz ki
Oğuz Kağan ordusunu karşı kıyıya
Geçirmeli mutlaka kağnısıyla, atıyla
“Ne etmeli, nasıl olsun? ” diye düşünüyorken
Ağaçların içini oydu oydu, sarıp bağladı
Bir bilgindi çıka geldi hey! “Kıpçak” yaptı yani gemi.
O
Günden
Bu güne
Su kaldırır;
Yelkenler fora! ..
Kayık,gemi,vapur
Düşülmez ki asla zora.
Aman, aman, aman hey!
“İçi oyuk ağaç demektir Kıpçak”
Soyu, sopu sever suyu yaman hey! …
İskelede bekliyorum bir Kıpçak’ın kızını
Geliverse bakışıyla beni eder duman hey!

-V-
Ve
Yolda
Giderken
Büyük bir ev
Görüverdiler:
Duvarları altın,
Pencereleri gümüş
Çatısı da demirdendi.
Kapalıydı çelik kapısı.
Ve
Baktı
Yaklaştı
Süzdü evi.
“Temürdü Kağıl! ”
Diyerek seslendi
Verdi sonra emrini:
……..“Sen burada kal yiğidim
……………..Aç çatıyı, aç kapıyı, aç!
…………………Soyun sopun olsun Kalaç! ”

……………Oğuzlayın bayrak bayrak yürüyüşün,
……………Yürü, sende yürü; geri kalma, çalış, düşün!
……………İşte böyle Kalaç, Kangıl ve de Kıpçak
……………Düşün, el ele verip, al bayrağın ışığında yollara
……………Bozmayın birliği, dirliği aman!
……………Zaman, çok fena yaman..

-VI-
Kağanların atları, kartaldı kanatları
Köpüktü ağızlarında nefes nefese
Rüyâ gören boz atların
İnatları..
Ya Oğuz Kağan’ın atı?
O nasıl bir attı ki,
Buzlarla örtülü büyük bir dağ içine kaçmış
Ve peşindekileri de
Günlerce uğraştırmıştı.
Yakalayıp getirenler
Dönmüştüler kardan adama
“Siz Karluksunuz” dedi Oğuz Kağan
Ve ekledi:
…………….“Karluksunuz!
……………………..Buz Dağının içinde başı dik
………………………….Yüzyıllarla buluşursunuz.
………………………………Üşümek nedir bilmez,
…………………………………..Yürekten tutuşursunuz…”

-VII-
Kardeş çocukları, amca oğulları Oğuz’un
Karluk, Kıpçak, Kangıl ve de Kalaç…
Kaşgarlı Mahmut’un dilinden aldım
Sunmak için nesillere bunları.
Siz de, sizler de, kanmayın-aldanmayın yad’a-yabana,
Zorluklar karşısında sakın ola yılmayın!
Önce dil, sonra devlet –millet-aile
Ve elbette unutmayın Yüce dini,
En sonra da “ben” diyenlerden olun
…………..Rehberiniz bilim olsun,
………………….Yüreğiniz sevgi dolsun…
…………………….Keşif, icad, çare bizden insanlığa
………………………Armağan olsun…
………………………….Yüce Türk Milletini boy boy, soy soy
……………………………..Yakın-uzak, akraba, bir, beraber eyleyen
………………………………..Yaradan’a hamdolsun…

Mustafa CEYLAN

Rağbet: Derecelenmemiş [?]


Divan-ı Lügat-it Türk / Türk Efsânesi(GÜLCE-Buluşma)

Yazan: Mustafa CEYLAN Tarih: Kas 26th, 2011 | Kategori:: Şiirlerimiz
Biliyor musunuz?
“Türk’ün hoş görüsü ne kadar büyükse
Türk’ün “kini” de
En az onun kadardır.”
*
Offf ki offf! ! !
Bu ne demek ay balam?
Bu ne demek?
*
İşte bu efsâne
Anlatır bize…
Kin’in büyüğü nasıl?
Öyle şey mi olurmuş?
Demeyin sakın!
Kaşgarlı’m anlatır Türkün ilk lügâtında
İki rivayetle
İşitin, belleyin, duyun…

Dinleyin bakalım can kulağıyla:

İkiden biri
Aynen şöyle:

“Türk;
Tufanda Hazreti Nuh’un oğlunun adı”
Ki
Biz
Hep
O
Türk’e
Rastlarız
Mitolojik
Destanlarda heyyy! …

Yunan’da, İran’da, Hint’te, Yemen’de
Dilinde Herodot’un
Sankristçe’de, Arapça’da, Farsça’da
Gönüldaşlarımız,
“Afrasyab” dese de bizim Alper Tunga’ya
Hakikati yansıtır elbet, yansıtacak da
Türkçe-Gülce destanlarımız,
Zira sığmaz dar kalıplara onlar
Büyükten büyüktür
Vallahi büyüktür heyyy! ..

Yapma, uydurma değil,
Sonradan olma hiç değil!
Asırların ta ötesinden
Çağlayarak akıp gelen ırmak
Burcu burcu Türkçe, gökçe dilimiz,
Nakış nakış heybemiz, halımız, kilimimiz
Bizi biz yapan halayımız, barımız, harmandalımız
Seğmenimiz, efemiz, dadaşımız,
Köy köy, il il, bucak bucak, büyük – küçük töremiz,
Köklerimiz yüzyılların göğsünde
Ağıtlarımız, türkülerimiz, şarkılarımız
Kısaca destanlarımız
Türk’tür eyyy,
Türk’tür heyyy! ..

*
Diğeri ise
“Hadise” dayalı bilgidir canlar.

Türklerin yurtları olan o yüksek yerde
Yaşadıklarını niçin?
Ve geri planda
Savaşçı oluşlarının
Açıklar sebebini…

*
Efsaneye göre:

Allah vergisidir
Türk’ün savaşçılığı…

Buna dair
Der ki Kaşgarlı usta:

“Türk…
Allah’ın selâmı üzerine olsun
Nuh’un oğlunun adı….”

“Ve Türk adı,
Allah’ın verdiği bir addır.”

*
Nakilci tarih
Kopyacı zaman anlatır şöyle:

“Bize
Ehl-i mübârekten
Şeyh ve imam
“El-Hüseyin ibn Halef”
“El Kaşgari” dedi,
Ona da
“İbni el Garq”î demiş:

“ İbn Ebî’d Dünya” diye tanınan
Şeyh Ebû Bekr el Mugîde’l-Cercerâni’nin
Aktardığı “Ahir Zamana Dair” kitabında
Ki
İsnat zinciri Peygamber’imize dayanan
Bir hadise gore;

Allah ü Teâlâ:

‘Benim bir ordum vardır,
Türk adını verdim ona.
Doğuya yerleştirdim.
Kızarsam bir halka,
Kızarsam şayet,
O ordumu
O halk üzerine
Musallat
Kılarım! ”
Ve
Devamla
Der ki:

“İşte Türklerin bütün
Mahlûkattan üstünlüğü şudur:

Cenab-ı Hakk onlara isim vermeyi
Almıştır kendi üzerine,
Onları
Arzın en yüce
Ve en havadar yerine
Yerleştirmiştir,
Üstelik bir de
“Kendi ordum , demiştir.”

*
Kaşgar bahçelerinden gönülllere bir gül at
Unutma güzel dostum, gelecek nesle anlat.

Baştan başa bu cihan, yalan yanlış söylese
Düşme çaresizliğe, gökyüzünü sen çınlat!

Duyur sağır kulağa,göster görmeyen göze
Uyuyan varsa şayet, yeniden bir hatırlat.

Sarıl da şu Gülcene, bizi söylet sen bize
Tarihe, efsâneye çiziver kutlu bir hat

Gel Kutadgu Bilig’den, aş çağları, uzan gel!
Asımların neslini bekliyor bak Safahat.

“Dedene sor da öğren” diyor ki, hasta kalbim
Yıkıldı oyunlarla kaç yüz yıllık saltanat.

Bırak oynu-oynaşı, aslına dön yiğidim!
Türk’ün kutlu töresi, inan ki şiir, sanat…

Mustafa CEYLAN

Rağbet: Derecelenmemiş [?]


Divan-ı Lügat-it Türk / Barsgan Efsânesi(GÜLCE-Buluşma)

Yazan: Mustafa CEYLAN Tarih: Kas 26th, 2011 | Kategori:: Şiirlerimiz
Hey ki heyy! ..
Sesimin ulaştığı mor menekşe sana derim, sana heyyy! ! !
Kuzu sessizliği bakışlarına vurgunum biliyorsun
Biliyorsun içimdeki bulutta gizli fırtınalarım
En uzak kıyılarda özlemimin raksı var şimdi
Tarih utanır yalanlarından
Ben sana ağlarım…

Hey ki heyy! ! ! Amanın hey! ! !
Hani kara gecelerime düşerdi ateş topu sözlerin
Ve seslenirdin ya kor alev içinde
………………….“Tarihi çevir nal sesi kısrak sesi bunlar
…………………..Delmiş Roma’nın kalbini mızrak gibi Hunlar”
Derdin ya mor iklimde mor düşlüm
Ben aynı bozkırın deli rüzgârı
Unutmadım her bir sözünü
Seni düşünürüm…

Seher vakti Kaşgar’dan,bir gül uzat bana
Ya da bin menekşe busesi olur mu canım?
Çaladursun dedem Korkut kopuzunu yeniden
Ve sen
Barsgan çayırlarında koşan atların
Destanını anlat, susma anlat bana..
Nicedir rüzgârı esmiyor neden kutlu beldenin?
Bir haber gönder, bıktım, usandım gurbetlerden
Deli kuşlar misâli peşindeyim senin…

Konuş ey şiir, sen de durma yaz ey kalem!
Dinsin gözlerimizdeki yaş, silinsin onca nem
Ve gerçeğin güneşi doğsun kara dağlar ardından
Kurtulayım, kurtulayım mor menekşe bakışlım
Bu hasretlik derdinden…

*

”Küçümseme Kaşgar’ı, ki merdanlar gömülmüş,
Hazreti Sultan Satuk Buğra Hanlar gömülmüş.

Halkı için can verip, düşman ile savaşmış,
Ol şehid ü kahraman Alp Arslanlar gömülmüş.

Yazmış “Kutadgu Bilig” halkı etmiş bahtiyâr,
Yusuf Has Hacip gibi ilm’erbablar gömülmüş.

Yadigâr etmek için cihana yazdı “Divanü Lûgat”,
Mahmudu’l Kaşgari gibi şeref-şanlar gömülmüş.

Celbetmiş Şavki’yi halk için ışıklar saçıp
Bu şehirde nice merdan-canlar gömülmüş. <*>

*
Barsgan: evet evet Barsgan
Issık göl yakınında on okların diyarı
Ata şehri Kaşgarlı Mahmut’un
At bakıcısı Barsgan’ın adını alan yer
Suyu güzel, havası güzel kutlu belde…
*
Hey hey sultanım heyy! ! !
Köroğlunun babasıyım bir at için bir göz veren
Dadaloğlu dilim benim, Avşarlara söz veren
Mesafeler sıfırlayan yağız atlarla kaç bin asır yaşamışım
Hey civanım, mor fistanlım duy beni hey! …
*
Liderleri, komutanları, hanları, sultanları
Bağbuğları, hakanları çek çıkar tarihten birer birer
Ve getir yanlarına
Sezarları, tiranları, cümle kahramanları olmaz mı?
Ve alıver bakalım altlarından
O güzelim atları
“Perukası düşen aktöre dönmez mi? ” cem-i cümlesi? ..(*)
Yıkılıp gitmez mi at olmayınca
Mağrur bakışlı saltanatları? …

“Yeleleri alevden al bir ata binmişim”
Topuğunun sesini dolunaylar dinliyor
Rüzgâr kanatlarıyla nice düşman yenmişim
Zaferlere koştukça vallahi serinliyor.

İnce bacaklarıyla yaylanıp Çin seddinden
Su içiyor Ege’de, hasreti var Tuna’ya.
‘Haşmetli kafasından, âhenkli gövdesinden’
Boncuk boncuk ter akar köpüren mavi suya.

Sular ki atlarımın dinlendiği son çizgi
Seyhun Ceyhun adını Seyhan Ceyhan yapanlar
Sular ki at kuyruğu, kabul etmez bir büzgü
Ömründe bir kez ata binmeyenler ne anlar?

Getirin hey getirin, yağız atlar getirin
Işıktan hızlı koşan Buraklar düştü derde.
Zulmü var makinanın, yürüyen ölü filin
Rüyâ gören atların sonsuz vefası nerde?

Mustafa CEYLAN

(*) Kutluk Şavki (1876-1937) Kaşgar’da yetişmiş bilim sever bir zattır. O, tahsilini; Kaşgar medreselerinde, Kahire’de, İstanbul’da ve Moskova’da yapmıştır. Kaşgarlı Mahmut’u iyi öğrenen ve şuurlu bilginlerden olan Kutluk Şavki, XX. yüzyılın başlarında yazdığı “Kaşgar” adlı bir şiirinde bu mısralar bulunmaktadır.
(*) ”Perukası düşen aktör” sözü üstad Necip Fazıl Kısakürek’e aittir. Bu bölüm üstaddan ilhamla kaleme alınmıştır.

Rağbet: Derecelenmemiş [?]


Divan-ı Lügat-it Türk / TÜRKMEN Efsânesi(GÜLCE-Buluşma)

Yazan: Mustafa CEYLAN Tarih: Kas 26th, 2011 | Kategori:: Şiirlerimiz
-I-
Bir üzüm bağının yanından geçen ordu
Astıysa dalına her çiltim bedelini
Nice nice hanlar, kubbelerle sebiller
Yapıp bıraktıysa, şen ettiyse ilini
…………Muştulu seherlere göklerden rahmet insin
…………Bu orduya komutan Oğuz Atam bilinsin.
Bundan böyle
Türk ilinde doğan
Gül nefesli bebekler
Beşiklerde övünsün.
Çaşıtların en güçlüsü diz çökerek
Eşiklerde dövünsün…

Yırtıcı şahindir öncüsü var yol açar
“Ak tolgalı beydir, bin atlı akınlarda”
Geçtiği yerlerde gül üstüne gül açar
Değil yaban elde, vallahi yakınlarda!
…………Yağız atın topuğu yağılara ders versin
…………Kara günler gelende bir Bozkurt yol göstersin.
Bundan böyle
Türk ilinde düğün olsun, toy olsun
Ay gecede yıldızlarla
Sarmaş dolaş görünsün…
Birliğime kem bakan göz: kör,
Fesat, fitne ve nankör
Yürümesin sürünsün…

Aldım dip dedemden adımı Türkmen diye
Nerde Zülkarneynler tarihten silindiler?
Medeniyet bizden insanlığa hediye
Işığa varsa yol, Türkün destanı çiler
…………Rüzgârı geçecek yiğitler ata binsin
…………Türküler söyleyin, analarım sevinsin
Bundan böyle
Oğuz Atam kime verdiyse ad
O ad ile bizi sakın ola bölmesinler,
Aynı kökten gelen soylar ve boylar
Türküm diye meydanlarda
Can özünü bürünsün.
Tam yirmi dört koldan yirmi dört sancak
Bir bayrağın ardı sıra yürünsün.

Yürüsün hey koç yiğitler, dele dele yürüsün nice dağı
Çağı geçsin deli toynak, mızraklar ve kartallaşan kanadım
Anladım Hira’dan gelir, en mübârek ve en kutsal bir mesaj
Bir mesaj ki gök dolusu;
…………………………..Kurtuluşum,
………………………………………….Yakın eder uzağı
İşte o mesajdan sonra
Türkmen denildi bana hey!
Ben Oğuz, Ben Selçuklu,
Ben Kayıyım Osmanlı’da altı yüz sene
Şahit buna doğu batı, kuzey güney
Hey ki hey! ! ! …

-II-
“Şu destandı”, destanlar içinde gerçek bir destan
Tarihlerin aklını yitirdiği zamandı
Gitmişti hakan otağı uzak diyarlara
Tam yirmi iki kişi kalmıştık biz
Hem de çoluk çocuk, hep birlikte
Bir kalede…
Sonradan iki yiğit daha çıka geldi
İki koca yürekli yiğit
Kalemize, içimize
Dili bizden, özü bizden, sözü bizden
Uzuncaydı saçları
Görülmezi görürdü göz uçları
Yıldızları yakalardı her gece
Çok kuvvetli avuçları
Hoş görü, tebessüm, aydınlık bir yüz
Sakin, mert, korkusuzdular gece gündüz.
Onları gören Zülkarneyn:
-“Türkmenend bunlar” dedi de
Başka bir şey demedi, geldi, geçti…

Belli ki yirmidört boy idik biz bu kalede
Aynı dağın karı, aynı suyun gözesi
Ve Oğuz Ata’mın ordusunun ardı sıra
Görev yapan görevliler gözdesi…
*
Yazdılar böyle böyle anlatarak yazdılar
Gülce gelene kadar Zülkarneyn’i yazdılar
Kaşgardan Mahmut’um ben, sözümü iyi bellen
Biz varız bu dünyada, olmasın asla sen ben!

Mustafa CEYLAN

 

Rağbet: Derecelenmemiş [?]


  • Şair-Edip

    Get the Flash Player to see the slideshow.
  • çevrim içi

  • Ne Var Ne Yok