AYNALAR
Rağbet: Derecelenmemiş [?]
Rağbet: Derecelenmemiş [?]
İnce siyah bir gölge taşan kubbelerinden
Hicran soluklamak mı sana düşen İstanbul
Mazin kırık bir heykel, oynamaz ya yerinden
Mızrak uçsuz, kılıç kör, yiğit yalan İstanbul
Susuyor, susuyorum dilimi düğümleyip
Bülbülüme kıydılar gülümü düğümleyip
Bir de sen tutma beni yolumu düğümleyip
Ayrılık bestesidir şimdi çalan İstanbul
Tutunacak dalımdın, kırıldın ya aniden
Söyle kuru ağaçlar yeşerir mi yeniden
Bir ömür böyle mahsun göreceksem seni ben
Sen ol tenden canımı söküp alan İstanbul
Aklım firara gebe, gün ağardı kaçarım
Şehzadeler gönlümü ilk çağardı kaçarım
Çemen kaçar, gül kaçar, ben de ardı kaçarım
Belki geriye kalan, tufan talan İstanbul
Ne hoştu beyzadeler yanık yürek gezerken
Ve baharlar çehreni çiçek çiçek bezerken
Nerde koptu ilk halka, neden soldun ya erken
Gönlüm hicran yumağı, bağrım nalan İstanbul
Belki sükuta vurup dudağımda hicranı
Garip hıçkırıklarda bulmalıyım bu anı
Böyle bir yanı elem, böyle acı bir yanı
Tattığım ilk yıkım bu, ilk heyelan İstanbul
Ufak, küçük, küçücük bir umut ya beklenen
Garip, yetim bir hayal uçucuna eklenen
Ve yürekler bir serab ardınca sürüklenen
Söyle olmaz iklimde neydi olan İstanbul
Leyla mı mecnununa getirildi bu vakit
Kaktüs dikip goncagül bitirildi bu vakit
Ya sineler kevsere batırıldı bu vakit
Ya yeniden belirdi fetih bir an İstanbul
Kıtaların ilk harflerinden İstanbul çıkıyor. sadece bilgi vermek istedim
Rağbet: 8% [?]
İçimin çocuk kalan iklimine sar beni
Yine gel, gecelerde yalnız kalmayım anne
Yokluğundan daha çok üşütmüyor kar beni
Kuru bir yaprak gibi düşüp solmayım anne
Sanma ki sensizliğe alışacak yaştayım
İçime hüzün döken gölgemle savaştayım
Gündüzler hezeyanda, geceler telaştayım
Ses ver ki bu matemde hazân olmayım anne
Mavi bir hıçkırıktır şefkatine özlemim
Bir tebessüm umarak gelip geçti son demim
Elemin girdabında su alıyor bak gemim
İmdâd et bu menzilde keder bulmayım anne
Sanadır yolculuğum, senden özge kimim var
Kim tanır gözlerimi senin bakışın kadar
Ya beni yeni baştan bir beyaz kundağa sar
Ya yanında al götür, sensiz ölmeyim anne
Rağbet: Derecelenmemiş [?]
Acıya çalan bakışlarından korktum en çok.
Benim bilmediğim iklimlerin vardı
Ve ben yeni yeni anlıyordum, yağmurlarında yıkanmanın ne demek olduğunu.
Yüreğine misafir kelebekler gibi üç günlük ömrüm olmalıydı biliyorum.
Uzun alışmışlıklara heves etmemeliydim,
Hayal kurmamalıydım
Ve ansızın bir hicrana yakalanmamalıydım efkâr nöbetleri geçirircesine.
Benim bilmediğim iklimlerin vardı
ve ben yeni yeni anlıyordum, yağmurlarında yıkanmanın ne demek olduğunu.
Gün batımlarını başka bilirdim
Ve başka duyardım
kuşların, rüzgarın, penceremi tıklatan yağmurun sesini.
Alaca bir hüzün taşıdıklarına ihtimal vermedim hiç.
Bakmadım kimsenin acıyan yanına.
Tebessümlerden başka hiçbir şey biriktirmedim kumbaramda.
Baharı beklediğim en umutlu sabahlarımdan birinde çıkageldin.
Zemheri bakışlarının ayaza kesmiş alacasında yüreğimi yitirdim ansızın.
Beni benden çalacağın hangi bir boşluk bırakmıştım kapı eşiğinde
Pencere pervazlarını sıkı sıkı kapatmayı nasıl unutmuştum.
Hazır değildim oysa gelişine.
Sıradan bir bahar istedim ben,
Senin cemrelerinin buz kesiği sabahları iliklerime işlemeden evvel.
Benim bilmediğim iklimlerin vardı
Ve ben yeni yeni anlıyordum, yağmurlarında yıkanmanın ne demek olduğunu.
İçimin çorak yerlerine zakkum tohumları serpeceğini bilemezdim elbet.
Bilemezdim mütemadiyen acıyacağını her dokunuşunda titreyen avuçlarımın.
Karaya çalan hüzünlerini paylaşacak yüreğim yoktu benim
Diyemedim sana.
Diyemedim ağır yüklerinin mecalsiz omuzlarıma fazla geleceğini.
Yankısız haykırışları oldu yüreğimin ve sadece kendim işittim.
Duyuramadım cam kesiği sancılarımın çığlıklarını kimselere.
Hele ki sana hiç…
Zayıflığımı bilmemeliydin belki,
Yıkık taraflarımı görmemeliydin.
Uzayıp giden hıçkırıklarımdan haberin olmamalıydı.
Kopacak fırtınadan korkuyorum şimdi.
Saklambaş oynadığım acılarıma gem vuramıyorum artık.
Kelimelerim isyan ediyor, dilime vurduğu kilitlerimin pasına.
Ve itiraflarıma yenik düşüyorum bugün.
Uzun açıklamalar başka bahara şimdi…
En kestirme cümlelerin rengine boyuyorum sana diyemediklerimi.
Acıya çalan bakışlarından korktum en çok…
Benim bilmediğim iklimlerin vardı
Ve ben yeni yeni anlıyordum, yağmurlarında yıkanmanın ne demek olduğunu…
Rağbet: Derecelenmemiş [?]
Eğer öğretmen olabilseydiniz
Işığa durmuş deprenişlerinde gecenin
Gün doğumlarına düşecekti hikayeniz
Hatıralarınız yayılacaktı belki de
Belki de taşacaktınız kelimelerden
Her bir harfine dokunduğunda elleriniz
Bir çok adlar konacaktı efsanenize
Bir çok efsane yazılacaktı adınıza
Ve aranızdan fırlayıverecekti kahramanlar
Ve aranızdan fırlayıverecekti
Gül yetiştiren
Köprü kuran adamlar
Eğer öğretmen olabilseydiniz
İlk çatlayan tohumda atacaktı kalbiniz
İlk tomurcuğun nabzını dinleyecekti elleriniz
Belki ilk güvercininize titreyecektiniz
Ve aklınıza düşecekti bir şairin iniltileri ansızın
“ dünyanın bütün çiçekleri”
Diyecektiniz
Eğer öğretmen olabilseydiniz
“ en iyi ağaca”
Diye aşlayacaktı yeminleriniz
Zambaklarınız açacaktı en ıssız yerlerde
En taze dirilişi göğüsleyecekti kardelenleriniz
Gül mü gerekliydi boşluğa
Toprak olacak
Gül bitirecektiniz
Kırgınlarınız olmayacaktı asla
Mevlana gibi
“ ne olursan ol yine gel ” diyecektiniz
Yüreğinizde birer Yunus büyütecek
“ yaratılanı Yaratandan ötürü “
Sevecektiniz
Eğer öğretmen olabilseydiniz
Belki erken dökülecekti yıldızlar saçlarınıza
Erken nasır bağlayacaktı elleriniz
Ve size hiç benzemeyecekti
Aynada seyrettiğiniz gerçekliğiniz
Yine de olsun
Bir gün sona vardığında kaderiniz
Dönüp geriye bakabilecektiniz
Çünkü az değildi görecekleriniz
Çünkü az değildi
Yüreklerine gömülecekleriniz
Ve öğretmen olmak vardı
Eğer kendinizden vazgeçebilirseniz
Toprak olabilirseniz bir güle
Bir kardelenin nabzında vurabilirseniz
Ve duyabilirseniz hazzını karşılıksız sevmenin
Ve tutabilirseniz kanadını güvercinlerin
Ve koklayabilirseniz
“dünyanın bütün çiçeklerini”
Öğretmen olabilecektiniz
Rağbet: 8% [?]
“milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un aziz hatırasına”
Bugün hangi bir duruş kaldı bize maziden
Nerde Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş hani ya
“Çanakkale geçilmez” ibaret bir yazıdan
İbrahim ateşine su döken kuş hani ya
Şimdi başka başkadır hevesi nicelerin
Rengi daha bir kara gün doğmaz gecelerin
Şanı mazide kaldı yaşmaklı bacıların
Sütçü İmam ruhuyla dimdik duruş hani ya
Kim işitir bu derdi, kimden yankı bulurum
Gün geçer, ömür biter ben de yalan olurum
Ölmek çözümse eğer vatanıma ölürüm
Yüz binler bu uğurda şehit olmuş hani ya
“Şu boğaz harbi nedir,” diyenin hatrı nerde
Ölmeden evvel kefen giyenin hatrı nerde
Ve dönmeyi ihanet sayanın hatrı nerde
“Ya can vermek vatana ya kurtuluş” hani ya
Yara kabukta değil, öze girmiş ne çare
Ne çok başıboş nesil, hem ayyaş hem avare
Yanmamak elde midir iflah etmez bu nare
Kaybolma ikliminde kendin buluş hani ya
Rağbet: 8% [?]
“…………………………………….
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya” N.F.K
Bir aziz milletin garip ferdiyim
İnsanlar içinde insanım gardaş
Kimlere ne ettim, kimin derdiyim
Çevrilmiş vakitsiz heryanım gardaş
Yazinin tamamini oku →
Rağbet: 8% [?]