Altay Dilleri Teorisi
1.2. Altay Dilleri Teorisi
Osmart Nedim TUNA
Altay Dilleri:
Dilbilgisi edebiyatında bir “dil ailesi’ veya ‘topluluğu’ için kullanılan bu adla, dar olarak (Türk, Moğol, Mançu dahil Tunguz), geniş olarak bunlarla birlikte Ko¬re, ve kısa bir süreden beri Japon dilinin de yeniden katılması ile, beş dil kasde- dilir. Altay Dilleri bugün, Avrupa Kıtasının iki katına yakın genişlikteki bir alanda, iki yüz doksan iki milyon kişi tarafından konuşulan büyük bir blok teşkil eder.
Altay Dillerinin Konuşulduğu Yerler :
Batı sınırları, yükselen üç basamak halinde Ege Denizi, 25° doğu boylamı, Kaf-kasya’da Kura nehrinden Volga’nın ikinci dirseği hizasına kadar 45° doğu boylamı, ve Angara – Yukarı Tunguzka’nın kavuştuğu yerden denize döküldüğü yere kadar Yenisey (kabaca 85° doğu boylamı); kuzey sınırları, yine üç basamak halinde. Bal-kanlardan Kara Deniz’e ve Kafkas ortalarına kadar 43° kuzey enlemi, Volga’dan Yenisey’e kadar 57° kuzey enlemi, Yenisey ve Katanga nehirlerinin ağızlarını bir¬leştiren çizgi, Katanga’dan Kolima ağzına kadar Kuzey Buz Denizi (Kutup Dairesi¬nin ve 70° kuzey enleminin üstündedir); doğu sınırlan, Kolima ağzından Kamçatka körfezi altındaki Gizhtga şehrine kadar 160° doğu boylamı, Ohoç ve Vladivostok’a kadar Japon Denizleri; Amur nehrinin Zuya ile kavuştuğu yerden geçen ve Sarı Ir¬mağın (Hwang Ho) büyük dirseği Ordos’u kuzey – doğusundan kesen çizgi; gü¬ney sınırları, Mançurya’da, Amur ve onun bir kolu olan Usuri ile; daha aşağıda Or¬dos güneyinden, Hazar’ın altında bir boşluk bırakarak Ak Deniz ve Ege Denizi’ne, 25° doğu boylamına kadar, aşağı – yukarı 35.° kuzey enlemi olan ve kalın tabanı doğuya dönük, yatmış bir L şeklindeki geniş blok Türk, Moğol, Tunguz dillerinin alanıdır. Bu büyük alanın dışında, Sahalin adasında (Tunguz ve Türk toplulukları), Balkanlarda 20° doğu boylamına kadar (Türk toplulukları), kuzey – doğu Sibirya’da Anadır körfezine kadar (180° doğu boylamı) (Tunguz toplulukları) ve güney – batı¬da 25 ° kuzey enlemine kadar, Suriye, İrak, İran, Afganistan’da (Türk, ve yalnız so¬nuncusunda Moğol) ve daha başka yerlerde, irili – ufaklı adalar halinde, yine aynı diller konuşulur. Japonca, başlıca Japon adalarının, Korece, Kore Yarımadasının ve Yalu ırmağının kuzeyine taşarak Mançurya’ya kadar uzanan yerlerin dilidir. Al¬tay Dilleri alanının yüz ölçümü 19.878.368 Km?’yi bulur. (bkz. şekil 1. harita)1
Bazı Rakam ve İstatistikler 2 :
a. Altay Dilleri : ‘Ailesi’ (veya başkalarına göre ‘topluluğu’) Hind – Avrupa (bir buçuk milyardan fazia), Çin – Tibet (sekiz yüz etli milyondan fazla)’ten sonra dünya dil aileleri arasında üçüncü gelir. Geriye kalan 24 dil ailesinden yalnız üçü, yüz milyondan fazla insan tarafından konuşulur. Öbürlerinin çoğunu on milyonu bi¬le bulmayan dil aileleri teşkil eder; bunlardan sonuncusunun nüfusu sadece bir¬kaç yüz kişidir. Başka dil ailelerinin üyeleri ile karşılaştırılırca, bütün lehçe ve şive¬leri ile Türk Dili (116 102 650) Çin, Hind, Rpman, Cermen, Slav, Arap ve İndonezya’dan sonra sekizinciliği alır. Moğol Dili (5 240 000) ilk 70 ve Tun¬guz Dil Gurubu (161 000) ilk yüz üye dil arasına bile giremezler. Yeryüzünde, yaşayan 2700 kadar dilden yalnız 74′ü 5 milyondan fazla insan tarafından konuşu¬lur. Bütün ağızları ile Japonca (114 000 000), Mandarin, İngilizce, Hindus¬tani, İspanyolca, Arapça ve Rusça’dan sonra, Portekizce, ve Alman-
ca’dan önce dünyada yedincidir. Bütün ağızları ile Korece (56 792 000), Wu ve Mln (her ikisi de Çin’de)’den sonra, ve Telugu’dan önce 17, gelir. Bütün ağızları ile Türkçe (45 000 000 dan fazla), Telugu, Puncabi ve Ukrayınca’dan son¬ra, Marathi ve Tamilca’dan önce olmak üzere 21. dir. Özbekçe (13 641 000) 42., Tatarca (11 168 000) 47. Uygurca (10 478 000) 50. Azerice (9 581 000) 53. ve Kazakça (6 752 000) 69. dur. Halha Moğolca (700 000 den biraz: fazla) ve Tunguz Dil Ourubu’ndan Evenki (43 000 kadar) bu listede yer almazlar. Bu rakamları okurken 1978 yılında Birleşmiş Milletler örgütü’ndeki üye ‘mil¬let’ sayısının 149. ve bunlardan ancak 55′inin nüfusunun 10 milyondan fazla, geri¬ye kalan 60′ının 1 milyonla 10 milyon arasında, 34′ünün ise, sonuncusu birkaç bin olı+ıak üzere, 1 milyondan az olduğu karşılaştırma için, hatırlanmalıdır.
b. Altay Dillerini konuşanların (292 295 650 kişi) yüzde 16.94′u (4’9 520 650 ki¬şi) Sovyetler Birliği’nde, yüzde 6.55′i (19 152 000 kişi) Çin Halk Cumhuriyeti’nde, yüzde 3.56′sı (11 310 000 kişi) başka ülkelerde vö yüzde 62.65′i (212 313 000 ki¬şi) -Tunguzlar hariç- kendi topraklarının bugünkü siyasi sınırları içinde, egemen olarak yaşar. Türkler’in yüzde 42.07′si (48 849 650 kişi), Moğollar’ın yüzde 10.97′si (575 000 kişi) ve Tunguzlar’ın yüzde 56.63′ü (96 000 kişi) Sovyetler Birliği’ndedir. Bunlar Sovyet nüfusunun (1978′de 258 950 000 kişi)3 sırası ile, yüzde 18.86, yüz¬de 0.22 ve yüzde 0.04 olmak üzere, hep birlikte yüzde 19.12′sini teşkil eder. Türk¬ler’in yüzde 10.60′ı (12 310 000 kişi), Moğollar’ın yüzde 59.64′ü (3 125 000 kişi) Tunguzlar’ın yüzde 40.37′si (65 000 kişi) ve Korelilerin yüzde 6.43′ü (3 652 000 ki¬şi) Çin Halk Cumhuriyeti’ndedir.4 Bunlar, Çin Halk Cumhuriyeti nüfusunun (1978′de 865 000 000 kişi) sırası ile, yüzde 1.42, yüzde 0.36, yüzde.0.01 ve yüzde 0.42 olmak üzere, hep birlikte yüzde 2.21′ini karşılar. Bu ikisi dışında ve başka ya¬bancı ülkelerdeki Türkler 11 310 0Ö0 kişidir ve bütün Türk nüfusunun yüzde 9.74′üdür. Afganistan’da Moğolca konuşanların sayıları belli değildir. Buna göre, Türkler’in ancak yüzde. 37.6′sı, Moğollar’ın 29.4′ü kendi egemen topraklarında ya¬şadıkları halde, bu miktar Koreliler’de yüzde 93.6′ya, Japonlar’da yüzde 100.0′e çıkar. Egemen Tunguz yoktur.
Pratik bir hesapla her 10 Türk’ten 4′ü Türkiye ve Kıbrıs’ta ve 4′fl Sovyetler, 1′i Çin Halk Cumhuriyeti, 1i de başka bir ülkenin yöneti¬mi altındadır. Aynı şekilde her 10 Moğol’dan 3′ü Moğolistan Halk Cumhuriyeti’nde ve 1′i Sovyetler Birliği, 6′sı fin Halk Cumhuriyeti yönetimi altındadır. Ana dillerine güre, Sovyetler Blriiği’ndeki her SO kişiden 27′si Rus, 11′i Ukrayna, 9 u Türk ve 3′ü de başka bir dil¬de konuşur. Çin Halk Cumhuriyeti’nde, her 500 kişiden 7′si Türk, 2′sl Moğol, 2′si Korece, geriye kalan 489 kişi ya bir Çin ağzı ya da başka bir azınlık «Hll konuşur.
c. Altay dillerinin konuşulduğu alan 19 878 368 km2 olup bütün eyaletleri ile bir-likte Amerika Birleşik Devletleri’nin veya Çın Halk Cumhuriyeti’nin iki katından bü¬yük, Sovyetler Birliği’nin ise yüzde 90′ı kadardır. Üzerinde Türk dilinin konuşuldu¬ğu yerler, Altay dilleri alanının yüzde 55.11′i (10 955 840 Km2) olup Avrupa kıtasından biraz geniştir. Bunu yüzde 26.09′la (5 185 000 Km) Tunguz, yüzde 15.71′le (3 122 700 Km2) Moğol, yüzde 1.87 ile (373 313 Km2) Japon, ve yüzde 1.22 ile (242 515 Km2 ) Kore dillerinin konuşulma alanları takibeder. Altay dilleri alanının yüzde 65.31′i (12 984 000 Km2 ) Sovyetler Birliği, yüzde 18.68′i (3 713 000 Km2 ) Çin Halk Cumhuriyeti, yüzde 1.22′si (243 040 Km2 ) başka yabancı devletler, ve ancak yüzde 14.79′u (2 940 328 Km.2 ) bu dilleri konuşanların kendi yönetimleri altındadır. Üzerinde yaşadrğı toprakların yüzde 75.55′i (8 279 000 Km2) Sovyetler Birliği, yüzde 15.08′i (1 651 800 Km2 ) Çin Halk Cumhuriyeti, yüz¬de 2.22′si (243 040 Km2 ) başka devletler ve yalnız yüzde 7.55′i (784 000 Km2 ) Türkler’in kendi yönetimindedir. Moğollar’ın yaşadığı toprakların yüzde 8.65′i (270 000 Km2 ) Sovyetler Birliği’nde, yüzde 41.24′ü (1 287 700 Km2 ) Çin Halk Cumhu¬riyetinde, yüzde 50.12′si (1 565 000 Km2) Moğol yönetimindedir. Tunguzca konu¬şulan yerlerin yüzde 85.54′ü (4 435 000 Km2 ) Sovyetler Birliği ve yüzde 14.46′sı (750 000 Km2 ) Çin Halk Cumhuriyeti’ndedir. Üzerinde Korecenin konuşulduğu yerlerin yüzde 90.31′j (219 015 Km2 ) kendi ve yüzde 6.69′u (23 500 Km2 ) Çin Halk Cumhuriyeti yönetimleri altındadır. Japonlar’ın yaşadığı yerlerin bütünü (373 .313 Km2 ) Japonlar tarafından yönetilir. Sovyetler Birliği’nin (22 402 200 Km2 ) yüzde 57.96′sı üzerinde Altay dilleri konuşulan topraklardır. Bunun yüzde 36.96′sı Türk, yüzde 1.20′si Moğol, yüzde 19.80′i Tunguzlar’n yaşadığı yerlerdir, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (9 596 952 Km2 ) yüzde 38.68′inde Altay dilleri konuşulur. Bu dev¬letin yönetimindeki toprakların yüzde 17.21′inde Türkler, yüzde 13.42′sinde Moğol¬lar, yüzde 7.81′inde Tunguzlar, yüzde 0.24′ünde Koreliler, (ve yüzde 12.71′inde Ti¬betliler) yaşar.
Pratik bir hesapla, üzerinde Türklerin yaşadığı topraktan« har 20 Km2 ‘sinden İSİ Sovyet, 3 ü Çin, 0.5′f başka yabancı devletler ve ancak 1.5′u Türklerin; ve üzerinde Moğolların yaşadığı toprakla¬rın her 20 Km2 ‘sinden 2′si Sovyet, 8′l Çin Halk Cumhuriyotl ve 10′u kendi yönetimleri altındadır. Sovyetler Blrilğl’ndc her 20 Km^nin Sinde Türk, 4′ünde Tunguz ve Moğol, 4′ünde Ural ve SIMf, Ş’ünde Ruslar, 1 inde de başka halklar yaşar. Çin Halk Cumhuriyeti’ndekl her 20 Km2 den 3.5′unda ana dili olarak Türk, 2.5′unda Moğol, 2′sinde Tibet, 2′sinde Tunguz ve Kore, geriye kalan 10 Km*’de ise Çin ve başka azınlık dilleri konuşulmaktadır.
d. Altay dilleri alanının doğu – batı doğrultusurida en uzak iki noktası, Yokoha¬ma kuzeyinden en batıdaki Balkan Türk adacığına kadar, kuş uçuşu 9360 Km’dir (yaklaşık olarak New York – Viyana, veya Montreal – Buenos Aires arasındaki me¬safe). Türk dünyasının doğudan batıya en uzak noktaları Sahalin’in güney – doğu¬sundaki Tatar topluluğu ile en batıdaki Balkan Türk adacığı arasındadır (8640 Km.) (New York – Marsilya arası kadar). Bu uzaklık, Türkiye’nin boyunun (1593 Km.)5 5 katından fazladır ve 9 saatlik bir farka denktir.
Altay Dilleri TeerMı
Altay Dilleri Teorisi, Türk Moğol Tunguz (Mançu dahil), Kore ve Japon
dillerinin, Âltay Mil adı verilen, Ortak bir kaynaktan geldiği görüşünü savunan bir teoridir. Buna göre, bu diller Altay Dil Ailesi’nin üyeleridir. Strahlenberg’in kuzey – doğu Avrupa ile Sibirya’nın bir kısmında konuşulan diller için kendi gözlemlerine dayânarak yaptığı kaba tasnif,’ teorinin çekirdeği niteliğindedir.6 Bu dillerin bir ‘aile’ teşkil ettiğine dair, ilk fikirler ortaya atıldığı zaman, henüz, bugünkü anlamı ile, Tür¬koloji diye bir çalışma alanı bile yoktu. Bu bakımdşn, karşılaştırmalarda gerekli malzemenin noksanlığı, hatta yokluğb, daha elverişli bir ortam yaratılıncaya kadar, bu fikirlerin gelişmesi için en büyük engel olarak kalmıştır. Bununla birlikte, önce yalnız ‘yazı dilleri’ne ait malzeme ile başlayan Türk, Moğol, Mançu araştırma alan¬ları XIX. yy.da artık ‘konuşma dilleri’nden de yararlanabilen bağımsız disiplinler ha¬line geldiler.7 Bu yüzyılın sonu ile XX. yy’ın ilk çeyreği, özellikle Türkoloji alanında, ,büyük keşifler ve önemli yeni malzeme getirdi (Orhon yazılarının çözümü, Uygurca yazılı belgelerinin bulunuşu, Divanü Lügat i’t – Türk’ün ele geçirilmesi vb.). Bu¬nunla birlikte, büyük Fin bilgini Mathias – Alexandre CastrĞn (1813 – 1848)’le en iyi bir şekilde başlayan canlı dil malzemesi toplama, ve bunları inceleme geleneği, bu 75 yılın en büyük özelliğidir. Kutlu bir tesadüf eseri olarak, bu dönemin sonla¬rında, bu disiplinlerin en parlak bilginleri yoğunlukla görülür. Altay Dilleri Teori- si’nin gerçekten şekillenmeğe başlaması da işte bu zamana rastlar.8 Daha bir çey¬rek yy. sonra ilk üç dilin karşılaştırmalı gramerleri yazıldı,9 ve yalnız bu disiplinler değil, Altay Dilleri Teorisi de büyük gelişmelere sahne oldu.10 Teori, Strahlen- berg’den bu yana, birçok aşamalar geçirdikten sonra, bu beş dile ait disiplinlerde elde edilen bilgileri, genĞI dilbilgisinin gittikçe incelen metod ve prensipleri ile süz¬geçten geçirerek kullanan, pek çok bilginin emekleri ile bugünkü durumuna gel¬miştir. Beşinci dil, Japoncanın üyeliğinin kesinleşmesi, yine aynı şekilde ve ancak 1971′de, mümkün oldu.11 Fakat, ilerideki gelişmeler ne olursa – olsun, CaStren, Ramstedt (1873 – 1950), Poppe (d. 1897) adları temsil ettikleri derin bilgi, yüksek ilim seviyesi, bu dillerde çalışmada sahip oldukları, erişilmesi pek güç hazırlık de-recesi (hepsi de polyglot) ve çok yönlü, geniş yayınları ile bu teorinin gerçek kuru¬cuları şerefini daima taşıyacaklar ve bu alandaki çalışmalara hükmedeceklerdir. Altay Dili’nin kurulmasında önemli yeri bulunan bazı ses denkleşmelerini keşfeden veya başka özellikler ortaya çıkaran Schott, Gombocz Zoltan, Kotwicz, Vladimirt- sov, Polivanov’un oluşturduğu ikinci guruptaki bilginler sırasına, Murayama, Samu¬el E. Martin, Ozawa vb.dan da faydalanarak Japoncayı Altay Dilleri arasına başarı ile oturtan, Roy Andrew Miller’i de katmak gerekir.
Altay Dilleri Teorisi’ni desteklemek için yapılan araştırmalar, ilgili dil disiplinleri çalışmalarına istikamet, canlılık ve hız verdiği gibi, yeni malzeme toplama ve ince-leme işlerini’kamçılamış ve karşılaştırma metodlarını inceltip mükemmelleştirmiştir. Bundan daha önemli olarak, bir dizi ses denkleşmeleri bulunmuş, birtakım ortak ekler ortaya çıkarılmış, önemli “kavram birlikleri” tesbit edilmiştir. Teorinin bugün bazı bilginler tarafından uğradığı hücumlar, onun uğrunda yapılan çalışmaların ge¬tirdiği bu kazançları ve yüksek pratik değerini ortadan kaldıramaz. Bununla birlik¬te, cevaplandırılacak bazı soruların bulunduğu ve özellikle Altay dillerinin biribirleri ile ve ana dille olan ilgilerinin şekil ve derecelerinin (hierarchy), artık bu yol açıl¬mışsa da, henüz yeterince açıklanamadığı da bir gerçektir.
Altay Dili’nin kuruluşunda (reconstruction) yer alan ses özelliklerinin kaynakları¬na inebilmek için Türk, Moğol, Tunguz, Kore ve Japon dillerinin ayrı ayrı karşılaştırmalı ses bilgilerine başvurmak zorundayız. Ancak bupdan sonra, bu dil-lerde ortak olan kelimelerin aracılığından güvenilebilir bir şekilde yararlanabiliriz. Altay dilleri hakkındaki bilgilerimiz, burada ses bilgisi ile sınırlanmış olarak, şöyle¬ce özetlenebilir: .
1. Türk Dili12:
A. Türk Dilinin Tarihi Bilinen En Eski Yazılı Belgeleri: 13 Bilge Tonyukuk (m.s. 716), Kül – İÇ – Çor14 (m.s. 719 – 723), Kültlgin ve Ongin (m.s. 732), Bilge Kağan (m.s. 735) anıtları olup Köktürk devresine aittir. Bu anıtlarda 6000 kadar kelime vardır. 12 hayvanlı takvime göre işaretlendikleri halde, devre başlan¬gıcı bilinmediğinden, yazılış tarihleri belli olmayan yazıtlardan Talaş grubunun en geç V. veya VI. yy.’a ait olması gerekir. Yenisey doğusundaki taşların dili, bunların IX. yy.dan kalmış bulunduğunu göstermektedir.15 Bununla birlikte, Yenisey güneyi ile batısındaki taçlardan bazılarının V. yy.’dan bile önceye ait olması ihtimali bence çok kuvvetlidir. Uygur dilinin en eski yazılı belgeleri, VIII. yy.’dan kalmadır:
Tüıfe Dlli’nin devirleri, milâd başlarından XI. yy’a kadar Eski Türkçe (kök ünlüsünden sonra d/, b/ (Uygurcada >v/), kelime sonunda veya son ünlüden önce fi, Uygurcada y<ny = fi?>n, >yn), XI. yy.’dan XVI. yy.’a kadar Orta Türkçe (Kök ünlüsünden sonra) d>y, G (=ğ, g) >Ğ (=y, tf); Ğ>v, w, f; Ğ>0, bazılarında K>G, ç> c, t > d (ve bütün bu değişmeler sonucu olarak) doğu, kuzey ve batıda üç bü¬yük yazı dili kolunun gelişmesi), XVI – XX. yy. Yeni Türkçe (mahalli özelliklerinin yazı dillerine girmesi ve her üç yazı dilinde farklılaşmaların başlayıp yer tutması), XX. yy. Modem Türkçe Devresi (lehçe, şive ve ağızların ana yazı dilinden, ön¬ce yapma sonra tabiî bir şekilde çözülmesi), XI – XII, XV – XVII, XIX. yy.’lar bu dev¬reler arasında ‘geçiş devreleri’ olarak kabul edilebilir. Çuvaşça dışında bütün Türk lehçe ve şiveleri, bu koldan (Eski Doğu Türkçesi Kolu) inmiştir. Eski Doğu Türkçesi’nin kelimeleri başında ötümlü ünsüzlerden ancak /b, m, rj (sınırlı); y/; ötümsüzlerden /k, t, ç, s/; kök veya taban sonunda /p, t, k; b, d, g; m, n, t) , n; ç, s, ş, z; y; I, r/ (ikinci tabakada b/>v/). Bu devrede kelime içinde ve sonunda ünsüz gurupları vardı. Sondaki ünsüz gurupları sınırlı olup birinci üye genellikle n, I, r, ikinci üye ise, p, t, k; ç, s idi. Yenisey ağzında 6 ile birlikte dokuz /a, e, e; o, ö; ı, i; u, ü/ öbürlerinde sekiz ünlü ve phonemic uzunluk bulunuyordu, e; o, ö yalnız kökte görülmekte idi. Bu devrede i’nin etkin olmadığı damak, tam olmayan dudak uyum¬ları vardı. Bazı örnekler dışında (Yenisey ağzı) ünsüz uyumu yoktu. Bununla birlik¬te, ünsüz uyumu örneklerinin daha Uygur belgelerinden başlayarak çoğalmakta olduğu biliniyor.16
Yakutcada t/ ile karşılanan Eski Türkçe kök sonu d/’leri, bazı alanlara ait yazılı belgelerde varlığını XIV. yy.’a kadar sürdürmüştür. Yine d/’nin, kuzey şivelerinden bazılarında z/ olduğuna dair tanıklar XI. yy.’a kadar geri gitmektedir.17 Bu d/’ler Tu-va ve Halaççada18 korunmuş öbürlerinde y/ olduğu halde, Hakasça ve Sarı Uy-gurcada z/ [s/]‘ye gelişmiştir. Eski Türkçedeki fi bugün yalnız Halaçça19 ve Kara- gasça (Tofa)’da bulunur. Eski Türçe’nin kelime başı y’lerini Yakutçada s karşılar. Aynı.ses için, Tuva ve Hakasçada ç, Kazak, Karakalpakçada j, Kırgız, Karaçayca- da c, Tatar şivelerinden bazılarında c yanında ‘j, ts, dz, z, Altaycada (Oyrot) d’ (ağızlardan bazılarında t’), Altay, Tuva, Hakas ve Şorcada genellikle kök ünlüsün¬den sonraki burun sesleri m, n, £’nin etkisi ile n kullanılır. Çoğunluğunu güney – doğu ve güney – batı şivelerinin teşkil ettiği geriye kalanlarda ise, y varlığını sürdü¬rür. Bununla birlikte, daha, Eski Türkçe devresinde, kelime başı y’lerinin bazı şive¬lerde (özellikle Oğuz) c ile karşılandığına dair XI. yy.’dan bile önceye giden tanık¬lar vardır.20 Aynı şekilde en geç XIII. yy.’da bu sesi ç ile karşılayan en az bir şivenin varlığını da Oğuz Kağan Destanı dolayısı ile biliyoruz.21 XI. yy.’da başla¬yan ve bazı şivelerde belki daha o zaman tamamlanmış bulunan, G’nin süreklile- şerek Ğ olması, daha başka değişikliklere yol açması bakımından, en önemli ge¬lişmelerden biridir. Bu yüzden yalnız ünsüzlerde X > w ( >b,> f), ğ> y vb. gibi bazıları çok az örneklere sahip olan değişiklikler değil, fakat -bunların sonucu’ola¬rak 0 * < Uw * < lw * <,IĞ*> I * VGV>V’ V> V, ±ĞA (c) > ± A(c) yutulma (ab- sorbtion), derilme, büzülme (contraction) ve ikinci dereceden uzunluklar veya dif¬tonglar, ünlü daralmaları vb. yer almıştır. Genellikle Eski Türkçe’nin kelime sonu G’leri, güney – doğu Türk şivelerinde yarı – ötümsüz olarak, Altay şivelerinden bazı¬larında (özellikle Şorcada) ise kuvvetle süreklileşerek korunmuş, Kıpçak şivelerin¬de, bâzı şartlarda dudaklaşarak diftonglaşmış, başka şartlarda kaybolmuşlardır. Bunlar, geriye kalan şivelerde, bazan hiçbir iz bırakmadan, yutulma veya derilme yolu ile yok olmuştur Güney – batı gurubunda (Oğuz gurubu) kelime başı K (= l$v k)’leri ve t’ler (bu sonuncusu için Tuvaca dâhil) farklı şekil, derece ve kombinas¬yonlarla ötümlüleşmiş, Yakut, Tuva ve Hakasçada başlıca geniş ünlülerin komşulu¬ğunda h olmuş, öbürlerinde korunmuştur. Başkırtcada k > t, Yeni Uygurcada t (i) > ç (i) gibi gelişmeler de bulunmaktadır. Bunlara, düzenli olmayan, fakat birçok şi¬velerde örneklerine rastlanan * K > * 0 katılabilir. Kelime başında Kazak, Karakal¬pak, Nogay şiveleri ile Soyon ve Şorcada ç>ş. Batı Sibirya Türk şivelerinden bazı¬larında ç>ts, Başkırçada ç>s olmuştur (Kazak ve Karakalpakçada ç>ş kelime başında bulunma şartı ile sınırlı değildir.), Yakutçada, Kazak, Koybal, Hakasçada ve Şorca hariç, Abakan şivelerinde ş > s’ye değişmiştir. Yakutçada kelime başı s’leri 0 (yok) olmuş, yazı dilinde ünlüler arasında s>h, konuşma dilinde -s>t deği¬şiklikleri geçirmiştir (bu ikincisi sınırlı bir şekilde kelime’sonunda, özellikle bazı ek¬lerde de görülür). Başkırtçada ünlülerden sonra s>h; kelime sonunda veya bir ün¬süzden önce z>z (dişler arası z), s > (dişler arası s) hem Başkırt hem Türkmence için düzenli değişikliklerdir. Türkçede ve Azericede, tek heceli kelime¬lerin sonunda görülen p>b, t>d, k>g, ç>c, artık kaybolan eski uzun ünlülerle ilgili bir gelişmeyi temsil eder. Bazı güney şive ve ağızlarında sınırlı olarak bulunduğu bilinen kelime başı h’larl, fonetik bir sebebe bağlı olmaksızın geniş ölçüde yalnız Halaççada bulunur.22 Eski Türkçe’deki (Yenisey ağzı) 9 ünlü düzeni yalnız Azeri¬cede, bazı Anadolu ve iran Türk ağızlarında saklanmıştır. Öbürlerinde e : e karşıtlı¬ğı yoktur. 8 ünlü düzeni Kuzey Türk şivelerinden Kazan Tatar, Başkırtta o>u, ö>ü, e>i, u>o, ü>ö (dar o ve ö), ı>T, ¡>6-şeklinde kaymış, Özbekçede büyük ölçüde (bi¬ri yabancı kaynaklılar için 6), Yeni Uygurcada daha az olmak üzere (7 ünlü) daral¬mış, öbürlerinde korunmuştur, Eski uzun ünlüler23 yalnız Türkmen, Yakut ve Halaç-çada24 (bu sonuncuda sadece aşırı uzunluklar’ eski orijinal uzunlukları karşılar) saklanmaktadır. Buna Ebi Verdi25 gibi, bazı Iran Türk ağızları ile Anadolu ve Irak Türk ağızlarından bazıları katılabilir. Karagasçada (Tofaca) artık uzun ünlüler yok¬sa da, üç türlü ünlüden pharyngalleşmiş veya burunlaştırılmış olmayanların eski uzun ünlüleri, birincilerin ise normal ünlüleri karşıladığı keşfedilmiştir.26 Ünlü uyu¬mu Yeni Uygurca ve Özbekçe dışında bütün şivelerde Eski Türkçedekinden daha ileri durumdadır. Bununla birlikte, derece ve şekilleri farklıdır, â, o, ö’nün yalnız kökte bulunması kuralı Kırgızca, Yakutça ve Altayca (Oyrotça)’da dudak çekerliği (labial attraction) dolayısı ile bozulmuş fakat öbürlerinde, genellikle korunmuştur. Modern Türk lehçe ve şivelerinde ünsüz uyumu da farklı derecelerde ilerlemiş bu¬lunuyor.
b. Eski Batı Türkçesi Kolu 27 : Bugün yalnız Çuvaşçanın temsil ettiği bu kolun yazılı belgeleri, Volga Bulgarları’na ait, XIII ve XIV. yy.Ban kalma mezar taşları (en eskisi m. s. 1244 – 1245 tarihli) ve Tuna Bulgarları’na ait 40′tan fazla anıttır. Bunlar¬dan en eski üçü m. s. 803 – 814, biraz daha yeni on biri m. s. 814 – 831′de yazılmış¬lardır. Tuna Bulgar yazıtları genellikle IX. yy.dan kalmıştır. Bununla birlikte, Eski Batı Türkçesi’nin özelliklerini, yalnız bu belgelerden değil, aynı zamanda dağınık tarih kaynaklarından ve Ural dillerine geçen kelimelerden izleyebiliyoruz. Bunlardan ba¬zıları çok daha eski tarihlere aittir. Eldeki malzemeye göre, bu kol için, şu özellikler tesbit edilebilir: Eski devrede, kelime başında, doğu kolundaki y yerine batıda d, c (ve bunun yanında, yahut daha eski bir devirde s) n, fi, y; kök veya taban sonunda¬ki z/ yerine r/, ş / yerine I/ veya İç, kelime kökünde birçok kere, a yerine i vardı ve kelime başındaki b ile kök ünlüsünden sonraki d/ korunuyordu. Orta devrede, keli¬me başındaki d, c, n, n, y yerine yalnız d’, yalnız c, yalnız s’nin bulunduğu şive ve ağızlar ortaya çıkıyor. Bunlarda, kelime sonu K, G’leri, önlerindeki dar – düz ünlüleri yuvarlaklaştırarak veya hiçbir iz bırakmadan kayboluyor. Belki, G > Ğ’nin batıda daha erken gelişmesi sonucu olarak, Ğ > v yer alıyor ve kelime başında v görülü¬yor. İncelenen ödünçlemelerden ç >s, s>ş, bazılarındaki k>ç>ş, t>d, t>ç >ş Yeni devrenin şivelere bağlı olarak getirdiği özel gelişmeler olabilir. Ünlülerin bozulması Orta devrede başlıyarak Yeni devrede hızlanıyor. Tarihi” devirler için yetersiz olmak¬la birlikte, sınırlı olan malzemeden çıkarabileceğimiz sonuçlar budur ve bunlara da¬yanarak şöylö bir kronoloji ileri sürülebilir. Eski devre VIII. yy.a kadar, Orta devre XV. yy.a kadar sürmüş, VIII – X. yy.lar bir geçiş devresini temsil etmiş olabilir.
Bugünkü Çuvaşçada, Eski Türkçe’deki kelime başı y ve ç’si yerine s, s yerine ş, k yerine h’ veya y, b yerine p, t (I) yerine ç (I), kelime sonunda K > 0, G > 0, ke-lime sonu ve içinde G > v, kelime başında doğu kolundaki^ yalın ünlüye karşı, ba- zan v veya y, kelime veya kök sonunda d/, z/ yerine r/, ş/ yerine I/, farklı bir 8 ünlü- lük düzen (a, â, e, S, ı, i, u, ü), kökte a : u, a : i vb. bulunur. Kelime sonunda ünsüz gurubu yoktur. Çuvaşçada, sınırlı bir damak uyumu, ve yine sınırlı bir dudak uyu¬mu vardır. Şekil ve eklerin diziliş sırası bakımından da bazı önemli farklar görül¬mektedir. ,
2. Moğol Dili:28
Moğol Dili’nin en eski yazılı belgesi m. s. 1225′ten kalmış olan Yesunke taşı¬dır. En önemli belge Manghol un Niuça Tobça’an (Yüan-ç’ ao pi-şi) ‘Mo¬ğolların Gizli Tarihi’ m. s. 1240, veya bazılarına göre biraz daha geç, yazılmıştır. hP’ags-pa yazılı Moğol belgeleri m. s. 1269′dan sonra görülür. En uzun belge Al¬tan Tobçi, XIV. yy.’dan kalmadır. Oyrat yazılı belgelerinin en eskileri, m. s. 1648′den başlıyarak XVII. yy.a aittir.
Ortak Moğolca’dan çok az farklı olduğu düşünülen Eski Moğolca’nın XII.
yy.a kadar sürdüğü sanılıyor. Eski Moğolca kelime başı ünsüzleri *p (veya > *<P), t, k; b, d, g; m, n; c, ç; s,;y ve kelime içi sonundaki ünsüzler, bunlarla birlikte Tİ, I, r dir. ı varlığını, daha önceki ı > i dolayısı ile ancak k, g’nin komşuluğunda ko-ruyabilmişti.29 Bu devirde ı, i’den önce d, t yoktu. Bunların yerinde c, ç bulunuyor-du. G’ler henüz süreklileşmediğinden, büzülme, derilme, diftonglaşmalar da yok¬tu. Eski Moğolca’nın ünlüleri, ı sınırlı olarak sekizdi: (a, e; ı, i; o, ö; u, ü) ve o, ö yalnız kökte görülüyordu. Bu devrede, fonemik uzunluk ve i etkisi olmaksızın da¬mak, sınırlı bir şekilde dudak uyumu vardı. *p (veya > *jD) ve ünlü uzunluğu dışın¬da Eski Moğolca’daki özelliklerin hepsi yazı dilinde saklanmıştır. XII. yy.dan XVI. yy.’a kadar süren Orta Moğolca’da, *p (veya > *£))’den geliştiği düşünülen kelime başı h’ları ortaya çıkar. Artık ı > i tamamlanmış, kelime içinde G’ler sürekli- leşmiş, ve büzülmeler, ikinci dereceden uzunluklar yayılmış, devrenin sonunda kökteki e’ler daha sonraki yuvarlak ünlülerin etkisiyle ö’ye, i’ler, sınırlı bir şekilde, başka ünlülere dönmeğe başlamıştır.30 (i çözülmesi). Günümüze kadar gelen Yo- ni Moğolca’da i çözülmesi, kök e’lerinin gerilek benzeşme ile ö, i’den önceki s’lerin ş olması, uyumların gelişmesi, kökte o, ö kuralının dudak çekerliği yolu ile daralması yaygınlaşmıştır. -
Bugünkü Moğol DilUri:
Santa, Monguor, Dagur, Moğol, Oyrat(bunun lehçesi Kalmuk) Doğu
Mogol(Kendilerini Mongol diye adlandırırlar. Şive ve ağızları : Halita, Ulan Tsab, Ordoa, Çahar, Harçin, Cu Uda, Horçln, Urat) ve Buryat (ağızları: Aga, Alar, Bargusin, Bohan, Durbut Beiso, Etıirit, Horl, Sartul, Tson- gol, Unga).31
Orta Moğolca’da kelime başında görülen h, Şera Yögur, San Çuan, Şiron- gol’da saklanmıştır. Santa’da f, Dagur’da (yalnız Tsitsikar ağzı) ve Monguor’da. ge¬niş ünlülerden sonra ve uco’dan önce h, i’den önce ş, ünsüzlerden önce s, başka durumlarda f ile karşılanır. Öbürlerinde yok olmuştur. Ünlüler arası *p’den gelişen *P, Orta Moğolca’da yve ğ ile karışmıştı. Bu sonunculardan bazıları, bugünkü Moğol dillerinde b ve g olarak saklanmaktadır, b sesi, kelime başında Ordos ve Halha’da p, veya yarı ötümlü B olmuş, öbürlerinde korunmuş, ünlüler arasında Da¬gur’da u, w’ye gelişmiş, Monggorda bütünü ile kaybolarak büzülmelere ve ünlü uzunluklarına yol açmış öbürlerinde ise -w-’ye dönmüştür. Aynı ses, bazı şairtlarda m ve g ile karşılanır. Aga, Tsongol ve Sartul dışında bütün Buryat ağızlarındaki ve Kalmukça’daki t’ler nefessiz (unaspirated’tir. Halha’nın Gobi’de konuşulan ağızla¬rında, Çahar ağızlarında ve Ordos’ta çok hecelilerde, kelime başındaki t’yi D karşı¬lar. Başka Moğol dillerinde ise, t, nefesli (aspirated)’tir. Moğol dillerinde orijinal i’den önce t yoktur, d sesi, Tsongol ve Sartul dışındaki bütün Buryat ağızlarında, Kalmuk, Oyrat ve Moğol’da daima ötümlü , öbürlerinde ötümsüz veya yarı ötümlü- dür. Dagur’da Gorlos, Yostu Mongol ağızlarında İ’den önce d > r, bazı şartlarda Alar ve bazı batı Buryat ağızlarında d > h, Tsongol’da d > s. Aga ve Barguzin Bur- yat’ta d (i) > ş (i) olur. Moğol dillerinde orijinal i’den önce d bulunmaz. Kelime ba¬şında (ı’dan önce olmamak şartı ile) k’lar yalnız Moğol (Afganistan’da) saklanmış, Monguor, Ordos ve güney Halha’da bazan ötümlüleşerek ^ olmuş, aksi halde, bü¬tün öbürlerinde olduğu gibi h’ya çevrilmiştir. Moğol dillerinde, kelime sonunda l< yoktur. Monguor, Ordos ve güney Halha’da bunlar ş, geriye kalanlarda h’dır. ı’dan önce k, yalnız Moğol’da görülür. Dagur, Ordos ve Kalmuk’ta ı>i dolayısı ile k, Mon- guorda tş. Halha ve Bargu Buryat’ta h, Aga (ve eskiden Alar) Buryat’ta h, şimdiki Alar Buryatta s, Bohan Buryat’ta ş ~ Tf Ehirit ve Unga Buryatta t’ değişmeleri var¬dır. Ünlüler arasında k, Moğol ve kalmuk’ta her zaman, Dagur ve Monguor’da ba- zan g, Halha’da ya h ya da hh. Alar Buryat’ta ş, Bohan Buryat’ta ş ve t’. Ehirit Bur¬yat’ta ise t’ olur. i’den başka ünlülerden önce k, Moğol Kalmuk’ta her zaman, Monguor ve Ordos’ta bazan korunur. Aksi halde, bu sonuncularda g, batı Hal¬ha’da kh, geriye kalanlarda h olur. i’den önce k >£lj’yalnız Monguor’da görülüyor. Orta Moğolca’da kelime başında ve düz – dardan başka ünlülerden önce, ba¬zan k ile karışık olarak kullanılan ğ, yine aynı şekilde yalnız Moğol’da bulunur. Monguor’da bazan h, bazan g, öbürlerinde daima ş i’den önce Moğol’da g, Mon- guorda tş, Buryatta y, öbürlerinde g’dir. Kelime içinde bir ünsüzden sonra ve i’den önce Buryatta, bu ses öndeki ünsüzü palatalleştirerek y olur. g, Dagur ve Mongu¬or’da bazan k, Buryatçada yalnız i’den önce y, Öbürlerinde ise daima g’dir. ç, i’den başka ünlülerden önce, Dagur, Monguor, Moğol, Ordos, Çahar ve Uratta ge¬nellikle tş, Ordos’ta bazan dj, Monguor’da bazan ts (ve ts). Harçin’de tş, Ordos’ta bazan dj, Monguor’da bazan ts (ve ts). Harçin’de ts, Halha’da bazan ts, bazan dz Tsongol, Sartul, Kalmuk’ta her zaman ts, Aga Buryat’ta ş (dişler arası s), öbür Bur- yat ağızlarında s, i’den önce Dagur’da bazan ş ve ş, yallja’da, Tsongol, Sartul ve bütün geriye kalanlarda ts, Aga Buryat ve öbür Buryat ağızlarında ş’dir. c sesi, İ’den önce, Ehirit Buryat’ta y, Hori, Aga ve Alar Buryat’ta j, öbürlerinde dj, başka ünlülerden önce, Aga Buryat’ta z (dişler arası z), Dagur, Ordos, Urat ve Mongu¬or’da dj, (bu sonuncusunda bazan ts), Harçin’de dz, Halha, Tsongol ve Sart Bur¬yat’ta dz, geriye kalanlarda z ile karşılanmaktadır, s, kelime başında ve i’den baş¬ka bütün ünlülerden Önce, Tsongol ve Sartul dışındaki Buryat ağızlarının hepsinde h, bu ikisi ile geriye kalan dillerde ş, kelime içinde l,r veya ötümsüz patlayıcılardan önce Monguor’da dz, Durbut Beise’de t, Tsongol ve Sartul dışındaki bütün Buryat ağızlarından, bu ikisi ile geriye kalanlarda s; i’den önce kelime başında, Mongu¬or’da bazan, Moğol’da ön ünlülü kelimelerde s, geriye kalanlarla, başka şartlarda bu ikisinde ş, kelime sonunda ki ekinden önce Dagur’da r, Monguor’da ş’ öbürle¬rinde ş; kelime içinde bir ünsüzden önce, veya kelime sonunda Dagur’da r, Dur¬but Beise’de t, Buryat’ta d veya t, öbürlerinde s’dir. Kelime başındaki y genellikle korunur. Fakat bazı şartlarda Dagur’da (Tsitsikar ağzı) ş* Monguor’da ş olur. Ba¬za n Moğol’da hiçbir iz bırakmadan, Monguor ve Kalmuk’ta bir sonraki ünlüye i’ye değiştirerek kaybolur. 1 sesi, düzenli olarak bütün Moğol dillerinde bulunur. Bu¬nunla birlikte, Monguor’da yalnız ünlüler arasında değişmez. Buna karşı, başka yerde bazı şartlarda n, Tİ , m ve r, olur. Bazı durumlarda değişen m, n, t|, sesleri, bütün Moğol dillerinde bulunur. Ortak Moğolca’da orijinal ş ve z yoktur. Kelime sonu ünsüz gurupları da görülmez.
Moğol dillerinde, Moğol (Afganistan’da)’daki çok sınırlı ı, bir kenara bırakılırsa, 7 ünlü sistemi vardır. Bununla birlikte, bu ünlüler, bazıları düzenli ye bazıları dü-zensiz birtakım değişiklikler geçirir. Bundan başka, ünlü nitelik ve niceliklerinde de farklar bulunmaktadır. Moğol, Monguor, Dagur, ve Evenki’ye geçen Moğol kelime¬lerinde, normal ve uzun ünlü karşıtlığı 1959′dan bu yana anlaşılmıştır. Bundan baş¬ka, Monguor’da t, k, k, ç.’nin ötümlüleşmesi olayının bu seslerden önceki eski uzunluklarla ilgili olduğu sonucuna varıldı.32 Monguor’un bu özelliği Da- gur’dakilerle uygunluk halindedir. O, ö’nün yalnız kökte bulunması kuralı, hâlâ bazı Moğol dillerinde saklanmaktadır. Moğol dillerinde farklı şekil ve derecelerde da¬mak uyumu (i etkisiz) bulunmaktadır. Dudak uyumu da vardır. Ordos ve bütün iç Moğolistan ağızlarında, Halha ve Buryat’ta ayrıca dudak çekerliği gelişmiştir.
3. Tunguz Dili: 33
Bu dil bilinen en eski yazılı belgeleri, artık ölmüş bulunan Cuçen Dilî’ne aittir. Bunlardan ilki m. s. 1413, ikincisi 1433′ten kalmadır. Genel olarak, bu dildeki bel¬geler XV – XVI yy. dandır. Siyasi önemleri dolayrsı ile, daha iyi bildiğimiz Mançu’lar yazılı edebiyatları olan bir Tunguz gurubudur. Mançu belgeleri 1599 ve 1632′de düzenlenen alfabe ile başlar. Bunlardan en eskileri XVII. yy.’a aittir. Mogollar’ın mil¬li yazıları, Oyrat ve Mançu yazıları, Türk Uygur alfabesinden kaynaklanmışlardır.
Ana Tunguz Dili’nin özelliklerini tesbit edebilmek için gözden geçirilen diller Güney Tunguz Kolu (veya Mançu kolu), ve Kuzey Tunguz Kolu olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan birincisine Mançu, Goldi (veya Nanay) Olça, Oroki, Udehe (Ude), Oroçi ikincisine ise, Negidal, Evenki (Tunguz) La-
mut (veya Even) ve Solon dilleri girer. Tunguz dillerinin tabakalaşmalarını belir¬ten özellikler, kelime başı p ve bundan geliştiği ileri sürülen ünsüzler, kelime sonu G, kelime sonu i, kelime sonu n sesleri ve Goldi ile Olça’daki -İta ekinin öbürle¬rinde görülen farklı fonetik şekilleridir. Ana Tunguz Dili’nin kelime başı ünsüzleri *p, *t, *k; *b, *d, *g, *m, *n, *n’, *s, *y kelime içi ve sonu ünsüzleri, bunlarla birlikte *n, *l, *r ünlüleri “a, *Ğ, “i, *o, “u’dur. Ana Tunguzcada fonemik uzunluk, sınırlı, bir ünlü uyumu ve dudak çekerliği vardı ve ‘o’ yalnız kökte bulunuyordu.
Olça, Nanay’daki ketime başı p’leri, Oroki’de p ve h, Evenki ve Lamut’ta h ve 0, Oroçi ve Udehe’de h, Negidal’da h ve h, Mançu’da f ve Solon’da 0 dur. b, m, n hepsinde; öbürlerindeki t’ye karşı t ve ç, d’ye karşı, d ve c, yalnız Nanay ve Man¬çu’da s’ye karşı s ve ş, Solon ve Mançu’da, s, ş ve h Evenki’de, h ve 0 Lamut’ta bulunur. Solon’daki s ve ş, Oroki’deki t ve ç, öbürlerinde ç; Evenki’deki d’ ve c, Oroki’de d ve c, öbürlerinde c ile; Olça, Nanay, Mançu’daki h ve n, öbürlerinde rl ile karşılanır. Kelime başı y’leri için, Olça ve Nanay’da y ve n, Lamut’ta rl, Even¬ki’de y, ri, c, I’ bulunmaktadır. Evenki, Oroçi, Udehe, Oroki’deki kelime başı k’leri, Solon’da h, k, öbürlerinde lj’, k; Negidal, Oroçi, Udehe, Oroki ve Olça’daki kelime başı g’leri, Nanay’da ğ, g, ğ, öbürlerinde ise ğ ve g’dir. Yine kelime başında ve bütün Tunguz dillerinde tesbit edilen w; Lamut’ta n, Oroçi, Udehe, Oroki, Olça, Nanay ve Mançu’da hem I hem n olabilen I; Solon’da n, Evenki, Larriut, Negidal, Udehe’de ti ve n (bu sonuncusunda aynı zamanda 0, w) Olça ve Nanay’da n, 0, w, Mançu’da g, 0, w ile karşılanan ti; Olça ve Nanay’da h ve s, Mançu’da 0, n (?) olan Lamut’tan başkasında, bu şartlar altında bulunmayan h, sırası ile b, n, g’nin, ancak belli fonetik durumlarda göfülen şekilleridir. Sonuncusu h ise, kaynağı bakı¬mından şüphelidir.
Kelime içinde Negidal, Oroçi, Oroki, Olça, Nanay’da bulunan p’yi Lamut’ta b, Evenki’de p ve w, Udehe ve Mançu’da f, Solon’da w, g veya bir ünlü (- 0) karşılar. Kelime içindeki b, bazılarında w, bazılarında (özellikle Oroki, Olça, Nanay’da) 0, i’den başka bir ünlüden önceki t’ler bütün Tunguz dillerinde bulunur. Buna karşı,
Mançu’da ¡’den önceki t’ler ç olur, öbürlerinde ise saklanır. Aynı şartlarda d’ler bü-tün Tunguz dillerinde, fakat i’den önce yalnız Evenki’de görülür. Öbürlerinde d’ler c ile karşılanır. Kelime içindeki k k karşıtlığı yalnız Lamut ve Nanay’da bulunmakta-dır. Öbürlerinde ise h ve k, Jaazân 0 vardır. Aynı yerde ğ, g için verilen değişik şe-killer, bu konudaki yazılarda büyük farklar göstermektedir. Bazılarına göre ğ, h, x, bazılarına göre£, y, ğ, w, 0′dur. ç, Nanay ve Lamut’ta ts olur. c, s, y, m, n, ri hep-sinde ortaktır, buna karşı Tİ yalnız Lamut, Oraki ve Mançu’da bulunur. Evenki Oro- çi, Udehe’de t) ve 0, Olça ve Nanay’da ng ve 0, Solon’da ti veya g, Negjdal’da rı g ve 0 ile karşılanır. I’ler birçok yerde r, r’ler ise Negidal’da y, Oroçi’de bazan, y ba- zan 0, Udehe’de bir ünlü veya 0, Olça ve Nanay’da hem y hem r, öbürlerinde ise r’dir.
Udehe, Oroki, Oroçi ve Mançu’da 5.(a, e, i, o, u), Evenki ve Olça’da 6 (a, e, i, o, u,ü), Lamut, Negidal ve Nanay’da 6 (a,e^e,i,o,u), Solon’da 7 (a, e, e, i, o, u, ü), ünlü bulunmaktadır. *ı>i = i, e, ö =û, ü = uT i ile karşılanmaktadır. Ünlü uyumları farklı şekillerle hepsinde tesbit edilmiştir, a ve ö yalnız a, i, u ve bunların uzunları, â yalnız geniş düz ünlüler, i, u (ve bunların uzunları), o ise yalnız o, i, u (ve bunların uzunları) ile takip edilebilir. Geri kalan ünlülerde de, buna benzer sınırlamalar var¬dır. O, yalnız o’dan sonra, ö ise a, â, ö dışında, hepsinden sonra görülür, buna gö¬re, Tunguz dillerinde, t’nin etkili olmadığı sınırlı bir damak ve dudak uyumu, ayrıca dudak çekerliği bulunuyor demektir.
4. Kore Dili:34
Kore Dili’nin en eski yazılı belgeleri 1443′ten başlıyarak XV. yy.’a aittir. Bunlar, daha çok, ufak parçalardır. Asıl belgeler, daha sonraki devrelerde görülür. Bu millî yazı ile yazılmış belgeler dışında, Orta Korece için Çin kaynaklarında Çi-lin Lei-şi (sun Mu tarafından 1103 – 1104′te düzenlenmiştir)’de 350 kadar Korece ke¬lime bulunmaktadır. Kore Dili, Altay dillerinin üzerinde en az çalışılanıdır
Milad sıralarında Kore’de ve Mançurya’hın komşu bölgelerinde Altay asıllı oldu¬ğu sanılan iki dil gurubu vardı. Bunlardan kuzeydeki Puye, güneydeki ise Hah (daha iyisi Üç Han) diye bilinir. Puye gurubunu teşkil eden birbirleri ile sıkıca ilgili dört dilden Puye, Okce ve Ye’nin konuşuldğu yerler, sonuncusu Kogurye’nin alanındaki aynı adı taşıyan, kırallığın yönetiminde birleştiler. Bu sıralarda, güneyde Silla ve Pâkçe kırallıkları kuruldu. VII. yy.’da Kogurye kırallığı bunlarla bir-leşti. Hakimiyet, başkenti Kyengu’da (güney – doğu Kore kıyısında) olan Silla’da idi. X. yüzyılda bu krallığın yerini, başkenti Kâseng olan Korye aldı. Eski Kogur-ye’nin bazı özelliklerini taşıyan Kâseng ağzı, sonra bütün Kore’nin dili oldu. Bu¬na göre Eski Korece X – XI. yy.’â kadar sürer. Bundan sonraki devre, Silla’ya dayanan Orta Korece’dir ve XVI. yy. sonuna kadar gelir. Yeni Korece XVIII. yy.’da başlar. Eski Korece için güvenilir malzememiz yoktur. Bugünkü Korece’de altı ağız bölgesi bulunmaktadır. Bunlardan ilk ikisi kuzeyde, biri ortada, ikisi gü¬neyde, sonuncusu ise Çecudo adasında konuşulmaktadır.
Korecedeki kelime başı ünsüzleri k, t, p; ç; s; y; m, n’dir. Kelime içinde k, t, p (genellikle yarı ötümlü ve nefesli), ç, d (i’den önce c), g; n, I, r; w, y, h. Ünlüler a, o, u; e, i olup â’nın a ve > 3 (gevşek, çok açık ve hafifçe yuvarlak) iki ve i’nin j,gibi bir şekli daha vardır. Korece’de kelimelerin son ünlüleri ile ek ünlüleri arasında za-yıf bir uyum vardır, a, o ünlülerinden sonra, yalnız a, ai, o gelir; öbür ünlülerden sonra ise, yalnız e, ei, u bulunur.
5. Japon Dili:35
Japon Dili’nin en eski belgesi, ufak bir parça olan Mtıon şokl’dir ve m. s. 712′de yazılmıştır. Bu bakımdan Tonyukuk’tan biraz daha eski, fakat onunla ölçü- lemiyecek kadar kısadır. Bundan sonra, en önemli belge olan Manyöşû gelir. Aslında 4516 şiirlik bir dergi olan bu belge m.s. 672 öncesi ile 732′ye kadar ki üç dönemi içine alıyordu, m.s. 771′den sonra, ve zamanının dil özelliklen ile, yeniden yazılmış olup son dönemden 32 şiir verir.36 Şu halde, Japon dilinin – tarihi bilinen- en eski yazılı belgeleri ile Türk dili yazılı belgeleri yaşıttır diyebiliriz. Altay dillerinin en eski yazılı belgeleri, bu iki dile aittir.
Asya kıtasına biri Kyûşû öbürü Ryûkyû adalar zinciri ile iki yoldan bağlı bulunan Japonya’nın en eski halkı m. ö. 4500-250 arasında yaşayan Cömon KOKArfl’nü geliştirmişlerdir. Üç devresi olan ve ikincisi m.ö. 3700′den 1000′e kadar süren bu kültür, Yayöi kültürünü temsil eden ikinci bir gurubun gelip yerleşmesi ile silin-miştir. Antropoloji bakımından farklı olan bu iki guruptan ikincisi, bugünkü Japon- lar’ın özelliklerini yüzde otuz nisbetinde temsil ediyordu. Yayöi Kültürü m.s. 300′e kadar devam etti. Milad sırasında Asya’dan yoğun bir Çinli ve KoreTı göçü oldu. Bunlar, ve Ryûkyû yolundan gelen Malaya – Polinezya grubu, yerli kültürlerle karı-şıp kayboldular. Daha sonraki Yamato halkı hem tarih hem de antropoloji yönün-den Japonlar’ın gerçek atalarıdır. Yayöi kültürünü takibeden Höyük kültürü, ke-sinlikle bir Altay kültürüdür. Japonlar’dan ilk olarak m.s. 59 yılında Çin kaynaklarında bahsedilir. Bu dile ait ilk bilgi de yine Çin kaynaklarında tarihçi Çen Şu (m.s. 233 – 297)’nun Wel çi adlı eserinin 30. bölümünde yer alır. Buradaki keli¬melerden okunup anlaşılabilenler ön veya erken Japoncayı temsil eder. 710′da Honşû’nun batısına ilk Japon başkenti Nara kuruldu. Burada, 710 – 794 arasında en eski Japon edebiyatı örnekleri meydana geldi. 794′te başkent, Halan Kyâ ‘barış kenti’ denilen Kyoto oldu. Eski Japonca (cöko nlhongo), Nara ve Helan dönemlerini içine alır ve 1192′de Kamakura şehrinin politika bakımından birden önem kazanması ile sona erer. IX. yy.’dan XII. yy. sonuna kadarki dönem, Geç Eski Japonca, 1192′den 1277′ye kadarki dönem Erken Orta Japon¬ca, XIII. yy.’dan XVI. yy. sonuna kadar Orta Japonca (çusei nlhongo) XVII. yy. başından 1868′e (Tokugawa dönemi) kadarki yıllar Yeni Japonca (kinsel nihongo) veya Erken Modern Japonca dönemidir. 1868′de İmparator Meici, Edo’yıı (şimdiki Tokyo) başkent yaptı ve eski’başkent Kyoto’yu terketti. 1868′den 1912′de imparatorun ölümüne kadarki yıllar, Meici dönemi diye bilinir.37 Bugün¬kü Japon ağızları üç grupta toplanır. 1. Güney – batı ve Güney dallarına ayrılan Ba¬tı Grubu : Alçl, Glfu, Toyama, batı Honşû, Şikoku ağızları (Kyoto ve Osaka bunların içinde yer alır), 2. Doğu ve Kuzey dallarına ayrılan Doğu Grubu (Tokyo ve Yokohama ağızları birinci dalda). 3. Kyûşû Grubu (Tokeru adalarına kadar).38
Eski Japonca’nın ünsüzleri: t, k; b, d, g; m, n; s (/ts/>, z (/ dz/); r; y; <ß, w olup bunlardan b, d, g; z; r kelime başında bulunmaz.39 Kelime başındaki ünsüzlerden t, k, s ve ikinci hece başında görüldüklerinde d, g, z ve b olurlar. Fakat bu birkar«! değildir.40 Japoncada ünsüz grupları yoktur. Eski Japonca’da sekiz ünlü vardı (a, o, e, Ğ, ö; ı, u, i)41 Bunlar, Nara döneminde gittikçe artan sınırlanmalara rağmsn, korundular.Heian öncesinde, o ile ö arasındaki farkın tek bir şarta (k’den sonra gelmek) bağlandığı altı ünlüye indiler. X. yy. bâşjarında, sekiz ünlü düzeni bugün-kü 5 ünlüye kadar daraldı (a, o, e; u, i). Nara öncesi (belki Suiko dönemi) ünlüleri-nin a, o, e, ö; u, i, Suiko öncesi ünlülerinin a, o, ö; u, i Olduğu ve ia > e, ai > ö, oi > v, ui >ı değişmeleri ile arttığı, 42 Suiko öncesinden de önceki bir dönemde yâl¬nız dört ünlülük bir düzenin (a, i; o, u) buluduğu ayrıca ileri sürülmüştür. Bununla birlikte, Japonca’nın sekiz ünlülük düzeninin târihi konusu, bir metod meselesidir. 43 Eski Japoncanın ünlüleri 1. a, o, u; 2, ö; 3. i: 4. e, ö, ı gruplarına ayrılır. Bunlar¬dan ilk üç gruptakiler yalnız kök kelimelerde, sonuncular ise hiçbir kurala bağlı ol¬maksızın her yerde görülürler. Kök kelimelerle bunlara gelen eklerdeki ünlüler ara¬sında uyum yoktu. 44 Böyle olmakla birlikte, e, ö, ı’nin gelişmelerinde yer tutan sesler göz önüne alınınca, zayıf bir ünlü uyumunun varlığı ortaya çıkar. İki heccli kök kelimelerde, o-a, o-u, a-o, u-o, a-a, o-o, ö-ö, olağan ünlü dizileridir. Buna kar¬şı, a-ö çok az görülür ve ö-o, o-ö; ö-u, u-ö hiç yoktur.45 O halde, Eski Japonca’da yalnız damak uyumu değil, sınırlı bir dudak uyumu ve dudak çekerliği de vardı.46
Altay Dili’nin Kuruluşu (Reconstruction):
Başkâ dil ailelerinde olduğu gibi, Altay dilleri ailesinde de ana diller’in (proto languages) özellerini tesbit edebilmek için tarihi karşılaştırmalı dilbilgisi metodu kullanılmıştır. Bu karşılaştırmalarda, ses denkleşmeleri (sound corres¬pondences) akrabalığın ispatında en önemli ölçü (criterion) sayılır. Çünkü varlığı ispatlanan ses denkleşmeleri, olasılık (probability) kanunlarına göre, eğer yeter sa¬yıda örnek bulunuyorsa, bütün raslantı şüphelerini ortadan kaldırır.47 Bununla bir¬likte, ses denkleşmelerinin varlığı, tek başına, eski bir devrede ortak bir kaynaktan gelmiş olabilecek ödünçlemeleri bu ilginin dışında tutamaz. Bunun için, ses denk-leşmelerinin ispatladığı ilginin, önce şekil (morphology), sonra söz dizimi (syntax), daha sonra da akrabalığı Heri sürülen dillerde eş anlamlı kelime gruplarında ‘kav¬ram’ ortaklığı (conceptual semantics) ile desteklenmesi gerekir. Bunlardan en az ikisinde (birincisi ve ikindisinde) ortak kelimelere dayanmak mecburiyeti vardır. Ana Altay Dili’nin özelliklerini tesbitte, aynı ölçü ve güçte olmamakla birlikte bu dört alanda karşılaştırmalar yapılmıştır.4«
1. Ana Altay Dili nin Ses Özellikleri:
Teorinin kuruluşunda en büyük yeri olan şu ses denkleşmeleri adım – adım ve yıllar süren araştırmalar sonunda keşfedilmiştir:
Halaçça’da kelime başında h, Türk Dili’nin geriye kalan bütün lehçe ve şivele-rinde 0 : Moğol Dilinde h.’K , f, ş, s, 0: Tunguz Dilinde p, h, * , f, 0: Kore Dilinde p, ph: Japon Dilinde p, jp ile karşılanır. Bu denkleşmelerdeki seslere kaynaklık etmiş olduğu düşünülen Ana Altayca ses *p’dir.49
Türk Dilinde r/: Moğol Dilinde r/: Tunguz Dilinde r/ (bazan y/): Kore Dilinde I/: Japon Dilinde r/. Bu seslere dayanarak Ana Altayca için kurulan ses *r1/.
Türk Dilinde z/ (Çuvaşçada r/): Moğol Dilinde r/: Tunguz Dilinde r/: Kore Dilinde I/: Japon Dilinde r/, t/ (bazan y/; 0). Bu seslere dayanarak Ana Altayca için kurulan ses V.50
Türk Dilinde I: Moğol Dilinde I/: Tunguz Dilinde I/: Kore Dilinde I/, 0: Japon Dilin¬de rl,<a:: Ana Altaycada %!.
Türk. Dilinde ş/ (Çuvaşçada I/): Moğol Dilinde 1/ Tunguz Dilinde I/: Kore Dilinde Ih/ (Orta Korecede Ih/ (Orta Korecede Ih/): Japon Dilinde s/ (i): : Ana Altaycada
V-61
Türk Dilinde kelime, başında y ( Modern lehçe ve şivelerde: y, n, d’, t”, c, ç, tş, dz, z) (Çuvaşçada S): Moğol Dilinde d, n, c, y: Tunguz dilinde d, n, n, c, y: Ko¬re Dilinde t, n, ç (Korecede ts), y: Japon Dilinde t, y (bazan 0). :: Ana Altaycada *d, *n, *t\, *c, Y52
Türk Dilinde kök ünlüsünden sonra d/ (Halaç.ve Tuvacada d/, Yakutcada t/, Hakasçada z/, öbürlerinde y/) (Çuvaşçada r/): Moğol Dilinde d/ (i’den önce c/): Tunguz Dilinde d/(i’den önce Mançu ve Goldide c/): Kore Dilinde I/: Japon Dilinde r/(i’den sonra *y > 0) :: Ana Altaycada’d/.53
Türk Dilinde t (Çuvaşçada i’den önce ç): Moğol Dilinde t (i’den önce ç): Tun-guz Dilinde t (Mançuda i’den önce ç): Kore Dilinde t (i’den önce ts): Japon Dilin¬de t (kelime başında bazan n):: Ana Altaycada “t/.54
Türk Dilinde kelime başındaki y’nin öbür Altay dillerindeki karşılıkları yukarıda verilmekle birlikte, i’den önce görülen şu değişiklikler oldukça erken tesbit edilmiş önemli özelliklerdir:
Türk Dilinde y (Kelime başında yalnız Eski Batı Türkçesinde öbürkileri ile ilgili olarak d): Moğol Dilinde d (i’den önce c): Tunguz Dilinde d (Mançu ve Goldide i’den önce c): Kore dilinde t (i’den önce ts): Japon Dilinde t, y (bazen y >0 :: Ana Altaycada *d/.55
Türk Dilinde y (Kelime başında yalnız Eski Batı Türkçesinde öbürkileri ile ilgili olarak fi) (Kök veya taban sonunda Köktürkçede fV): Moğol Dilinde n (i) (yalnız ke¬lime başında): Tunguz Dilinde fi (Mançuda yalnız yazıda ni): Kore Dilinde n, y (ke¬lime başında): Japon Dilinde n, y (kelime başında):: Ana Altaycada *fi.86
Türk (Çuvaşça ile birlikte), Moğol, Tunguz, Kore, Japon dillerine ait, daha önce¬ki sayfalarda verilen, ses özelliklerinin ortak kelimelere dayanarak yapılan karşılaş¬tırılması sonunda, başka birçok ses denkleşmelerinin varlığı ortaya çıkarılmıştır, bu denkleşmeler yardımı ile, Ana Altay Dili için bu beş dilden elde edilen ünsüzleri şöylece toplayabiliriz:57
Bunlara, Ana Altaycadaki şu özellikler eklenebilir: Ana Altaycada kelime başın-da I, r ve Tİ yoktu, ünsüz grupları yalnız kelime içinde görülmekte idi. iki ünlü ara-sında daima bir, bazan iki ünsüz bulunuyordu ve 6, o, ö, yalnız kök hecesinde yer alabiliyordu. Bu dilde, her ikisi de sınırlı olmak üzere, damak ve dudak uyumları vardı, dudak çekerliği ve ünsüz uyumu yoktu. Kelime kökleri biri * [ (C) V (C) ] öbürü, *[(C) VC (C) V] olmak üzere iki türlü idi. Çok heceli kelimeler, ünlü ve ün-süzlere ait sınırlamalarla [(C) V (C) ]n kuralına bağlı idi.
2. Ana Altay Dlll’nln Şekil (morphology) Özellikleri:58
Ana Altaycada şekil birimleri olarak kökler ve ekler vardı. Bunlar, biri öbürünün yerine kullanılmıyan isim ve fiil (bu ikisi dışında da partide) gruplarına ayrılıyor¬du. Bir gruptan öbürüne geçebilmek için genişleme gerekli idi. Bunun için isimden fiil veya fiilden isim yapan eklere başvurulurdu. Bu dilde ön ek yoktu. Sıralanmada
her ekin özel bir yeri vardı, ve bu hiçbir zaman değişmiyordu. Fiil kök veya ta-banları aynı zamanda emir kipiydi. Yalın hal için ek yoktu. Buna göre isim tabanları yalın hale denk düşmekte idi. Fiil kipleri, fiilden isim yapan ekler¬le türetilmişlerdi. Geründium ve isim fiiler (participium) için de durum aynı idi. Ana Altaycada kiplerin özellikle zaman bakımından biri – birleri ile ilgili olarak kulla¬nılabilmesi fiil şekillerine büyük bir zenginlik vermekte idi. Sayı, teklik ve çokluk ol¬mak üzere iki gruptu. Bunlardan yalnız ikinci gruptakiler için ekler bulunduğu he¬men – hemen muhakkaktır. Ana Altaycada ‘iyelik’ ilgisi, özel eklerle ifâde ediliyor¬du. Sayı isimlerinden sonra çokluk, ayrıca belirtilmiyordu. ‘Karşılaştırma’ kavramı için ‘ablative’ eki kullanılıyordu.
Yapılan araştırmalar, değişik sıralarla, iki, üç, hatta bazan dört dilde ortak, yüze yakın ekin varlığını ortaya çıkarmışsa da, Ana Altay dilindeki şekilleri kesin olarak bilinen eklerin sayı, bunun üçte birinden bile azdır. Birinci gruptaki ekler için:
+ çAK, +çl, +çlK, +d, +DA, +KI, +IAr, +IIG, +mslG, +rU; -Açl, -ç, -G,+GA„- GAçI, -GU, -I, -m, -mA, -n,.-r; +d-, +dA, +GA-, +Klr-, +A-, +IA-, +rA-, +rKA-59. ör-nekleri verilebilir.
Ana Altayca için bulunanlar arasında en önemlileri düşüm ekleridir (case suffi-xes) : *+n (genetive, instrumental), *+l, *+g (accusative, * +A, x +gA (dative), x+dA, * +dü (l’ocative), * +rA (directive – locative), *+rll (lative), x+ll (prosecuti¬ve), *+dl (instrumental), *+ç, x+çA (equative).60
Bunların dışındakilere örnek olarak:
*+çl, *+kl, x+r; *-g, x-gA, x-m, x-n ve olumsuz fiil eki *-ma,-61 gösterilebilir.
3. Ana Altay Dîli’nin Söz Dizimi (Syntax): 62
Ana Altaycada en küçük fiil cümlesi çekimli bir fiildir. Bu, emir cümlesinde sa¬dece (0 ekli) fiil kök veya tabanından ibârettir. Cümlede öznenin yeri fiilden, belir¬tenin yeri belirtilenden, ikinci dereceden olan üyelerin yeri birincilerden önce gelir. Fiil, sonda yer alır. tamlamalarla isim cümleleri arasındaki fark üyelerin sırasına da- yanıf ve bir cümle meydana getirir (declarative sentence), Böyle bir cümlede ko¬şaç kullanılması mecburiyeti yoktur. İsim ve sıfat arasında kesin bir sınır yoktur. Bu daha çok, bir sıra meselesidir. Ana altaycada cins (gender) farkı belirtilmez. Bu bakımdan cümlelerde cins farkı dolayısı ile değişiklik de yapılmaz. Tamlamalar¬da yalnız tamlanan çokluk eki alabilir. Bunlarda çokluk – teklik dengelemesi yapıl¬maz. Cümleler, içindeki üyelerin ilgisi bakımından, gelişmekte olan fikirlerin akla geliş sırasına göre ifâdesi değil (cursive), tamamlan¬mış bir fikrin düzenli bir hierarchy halinde (complexive) sunuluşu¬dur. Bunlardan birinci tip, bir teşbih dizisine, ikinci tip, küçükleri daha büyükleri¬nin içine yerleştirilmiş, birçok kutuyu içine alan büyük bir kutuya benzetilebilir. Birincisinde, eskileri çıkarmadan teşbihe yeni taneler eklenebilir. İkincisinde ise, büyük kutuyu daha büyüğü ile değiştirmek ve ilâve edilen kutuyu veya kutuları ye¬niden ve iç – içe koyup en büyük kutuya doldurmak gerekir. Ana Altaycada ön takı (preposition) yoktur. Buna karşı son takılar (postposition) çok zengindir. Bununla^ birlikte, olumsuz emir kipleri için Çuvaşçada, Moğol ve Tunguz dillerinde ‘olum¬suzluk fiilleri’nden ayrı olarak bazi ‘particle’lerin kullanıldığı, hatırlanmalıdır. Bunlar,
eski bir düzenin izleri olabileceği gibi, Altay Dili dışında başka bir kaynaktan da gelmiş bulunabilir.
4. Ana Altay Dili’nin Kelimeleri (Vocabulary):
>
Altay dillerindeki ortak kelimelere dayanarak yapılan karşılaştırmalarda, bir yan-dan ses denkleşmeleri tesbit edilirken, öbür yandan, bu kelimelere kaynaklık etmiş olan Ana Altayca kelimeler de ortaya çıkarılmıştır. Ortak kelimelerin üye dil¬lere dağılış nisbetlerindeki ölçüsüzlük, Altay Dili Teorisinin en bü¬yük meselisidir. Türk ve Moğol dilleri arasında en yüksek olan bu nisbet, Mo¬ğol ve Tunguz arasındakilerle karşılaştırılırca, Türk ve Tunguz’daki ortak kelimeler¬de birden – bire ve büyük ölçüde düşer. Teoriye karşi olanlara göre, bu, özellikle Türk Dilinden Moğol diline, önemli sayıda kelime ödünçlemesinden ileri gelmekte¬dir;63 ve, bugün Ana Altay Dili için ortak kelimelere göre tesbit edilen özellikler, as¬lında Türk dilinin eski bir devresinin özelliklerinden başka birşey olamaz (başka bir deyişle, açıkça ifade edilmemekle birlikte, Altay Dili ile Türk Dili aynı şeydir’ denil¬mek isteniyor.) Tarihi devirlerde bile, bu diller arasında kelime alış – verişi olduğu bir vakıadır. Böyle olmakla birlikte, yalnız bu üç dilde, hatta Kore ve Japon dillerin¬de ortak, başka kelimelerin bulunduğu, Altay Dili Teorisi’niri sadece ortak kelimele¬re dayanarak kurulmadığı, ve en azından şimdilik, bu fikirleri destekleyecek yazılı kaynaklara sahip olmadığımız gerçeği de unutulmamalıdır.
Hem ses denkleşmelerine, hem de Ana Altaycanın kurulmuş kelimelerine örnek olmak üzere, şimdiye kadar yapılmış karşılaştırmalardan bazılarını aşağıda veriyo¬rum. Ramstedt, Kore Dilinin Türk Dili gibi tek heceli köklere sahip olduğunu, buna karşı Moğol ve Tunguz dillerinde, bunlardan bazılarının iki heceli köklerle karşılan¬dığını açıklamıştı (Einführung, s. 153 -156). Miller, Japon ve Kore Dillerinde de be¬liren bu özelliğin üzerinde durmaksızın, Ana Altay kelimelerindeki kök sonu ünlüle¬rini göstermiyor. Japoncadaki derin bilgisine rağmen, onun bu yolu seçmesinde bir sebep olmalıdır. 64 Bu yüzden, iki heceli köklerin son ünlülerini kere içine al¬dım. Maddelere yaptığım bazı eklemelerin kaynaklarını işaretlemekle birlikte, bun¬ların benim olduğunu ayrıca belirtmedim. Bu karşılaştırmalar, çok kere, birden faz¬la bilgin tarafından yavaş – yavaş geliştirildiğinden, her katkının kime ait bulunduğunu açıkladım. Bunlardan (Poppe 1960) Vergleichende Grammatik der altalschen Sprachen’i, (Miller, 1971) Japanese and the Other Alta¬ic Languagesi, (Ramstedt / Aalto, 1957) Einführung in die altaische Sprachvrissensehaft’ı gösterir.
a. Alt. *padak : Halaç hfldflk ayak’ (Doerfer, s. 290), ETk. adak (>, ayak, aıak, atah id.): Mo. adag ‘son, bir nehrin dökülme yerindeki kollardan herbiri’ (ayak kelimesi Türkçede bu anlamda da kullanılır): Ma. fatan ‘alt, taban’ (< ‘pa¬tan < * patak) (Poppe, Language c. 30, sayı 4, s. 572).
Alt. * pürs (ü) – Tk. Qş- ‘kesmek, aşındırarak koparmak’: Mo ürü ‘oğmak sü-rüştürmek; eğelemek, törpülemek’, OMo. hürü- ‘bir okun ucunu bilemek’: Ma. fu- ru- ‘ufalamak, küçük parçalar koparmak’, tunıku ‘raspa, eğe, törpü’: Ko. phul- da- ‘oğmak, sürüştürmek; ufalamak, törpülemek’ (Poppe, Language, c. 30. sayı
4, S. 573).
Alt ‘tatıga- : : Tk. tatgan- ‘dadanmak, bir şeye alışmak’ ( > dadan- id ) : Mo. taçiya- ‘ihtirasla yanmak, bir’şeyi özlemek, aramak’ : Ma. taçi- ‘çalışmak, öğrenmek’, Lam tatkat- ‘ehlileştirmek, bir hayvanı alıştırıp ısındırmak’, tatiğâ- ‘ehlileştirmek, alıştırmak, âdet edindirmek’ (Poppe, 1956 ‘The Mongolian Affricates *cand * |’ CAJ 2, 204 – 215, s. 206): J. tadun- ‘incelemek, araştırmak, çalış¬mak’, taduki ‘alışmış olmak, bir şeyi yapar olmak’ (Miller, 1971, s. 99).
Alt. *tıgırak :: Tk. tıgrak ‘hareketli, çevik, kıvrak, güçlü’: Mo. çigirag ‘ka¬lın, yorgun, kunt’ (Poppe, 1956, s. 206; 1960, s. 15): J. tikara ‘güç, kuvvet’ (Mil¬ler, 1971, s. 99).
Alt. *topık:: Tk. topık ‘topuk’ (ağızlarda ‘dirsek’ yerine de kullanılır): Mo. to- ylg ‘diz kapağı’, Ma. tobgiya ‘diz’ (Poppe, I960, s. 14).
Alt *kâr2 (ı):: Tk kâz ‘kaz’, Çuv. hur id.: Ma garu ‘kuğu’ Ev. gâre id. : Ko. kari ‘yaban kazı, kuğu’ (Poppe, 1972, ‘A New Symposium on the Altaic Theory’ CAJ, c. XVI, no. 1, s. 36 – 58, s. 51): J. kari ‘yaban kazı’ (an Unabridged «fa- panose English Dictionary, Capt. F. Brinkley, Sanseido, 1896, s. 590).’
Alt. *kar2 (u) -:: Tk. kaz- ‘kazmak’, Cuv. hir- id.: Mo. karu- id. ‘kazımak, ka-şıma»’, tırnakla yırtmak; kazıyarak temizlemek’ (Poppe, 1960, s. 17): J. kaku- < *karku- ‘tırnakla veya başka bir şeyle kazımak, çizmek; çizerek, kazıyarak yaz¬mak’ (Martin, 1966, ‘Lexical Evidence Relating Korean to Japanese’, Lahguage, 42, s. 185 – 251, s. 240,* 189) (Miller, 1971, s. 149).
Alt. *kol2 {■)-:; Tk. kos- ‘birini veya bir şeyi kendi cinsinden başka birinin ve¬ya bir şeyin yanına koymak, birini bir başkasına eş olarak vermek’, koş ‘çift’, koş ‘çift’, koşa id. : Mo. kolidlka- ‘iki şeyi biri – birine karıştırmak, bir şeyi bir başka şeye katmak’, kolba- ‘birtetirmek, birbirine bağlamak’ (Ramstedt / Aalto, 1957, s. 109): J. kos-u- ‘birinin arkasından gelmek, biriyle birlikte, fakat onun arkasında gitmek’(Miller, 1971, s. 119).
Alt. *kut (u):: Tk. kut. ‘talih’, Mo. kutug ‘talih,.kudsiyet’: Ev. kutu ‘talih’, Ma. huturi ‘kudsiyet’: Ko, kut ‘sihir, büyü’ (Poppe, 1960, s. 18).
w
Alt. *köp (e)- : : Hakas, Oyrat köp- ‘kabarmak, şişmek, genişlemek, büyü¬mek’, köpük, köplk ‘köpük’: Mo. köge- ‘şişmek, kabarmak, büyümek, genişle¬mek; köpürmek’: Ev. kepe- id. Ma. kubsuhun ‘şişmiş, şişkin, kalın, geniş’: Ko. kephum ‘köpük’ (Poppe, I960,19).
Alt. * çak(t) -: : Tk. çak- ‘ani olarak ateş çıkmak veya çıkarmak’, Yak. Sah- id.: Mo. çaki id (Poppe, 1960, s. 26): J. tak- ‘yakmak’ (Miller, 1971, s! 99).
Alt. *çig : : Tk. çig, çık ‘rutubet, çiğ’ : Mo. çigig ‘rutûbet, ısılaklık’ (Poppe, 1956, s. 208): Ko. tsets < tsek ‘ıslanmak’, krş. ‘ıslak, rutûbetli olmak’: J. tuk-e- ‘suya batırmak, ıslatmak, suya daldırmak’, AKJ *tsuk- id. (Martin, 1964, s. 230, * 60) (Miller, 1971, s. 98). v
Alt. *çim- i : Tk. çimtük çimdik’, çimdik < çimdük id. : Mo. çimçl- < *çimti- ‘çimdiklemek’: Ko. tsu / p- ‘tutup almak’: J. tum- ‘bir şeyi tutup almak’, turnam- ‘çimdiklemek’, AKJ. *tsump- id. (Martin, 1967; s. 238, * 164) (Miller, 1971, s. 98).
Alt. *bıdık :: ETk. bıdık ‘bıyık’, Yak. bitik ‘sakal veya bıyık teli1: Mo. bucigir < “budıgır ‘kıvırcık saç, lüle; saç buklesi’ : Lam. boduruka id. (Poppe. 1960, s. 21,53).
Alt. *bod (a): : ETk. bod (> boy), Hakas pos ‘vücut, gövde; yükseklik’, Oyr. boy ‘kendi, öz’ : Mo. boda ‘madde, gövde, bir şeyin özü, esası’, Hal. bod ‘ger¬çek varlık’: Ev. bodo ‘hayat, geçim’ (Poppe, 1960, s. 21).
Alt. *daga-: :Tk. yagu- ‘yaklaşmak’, yaguk, yakın ‘yakin’, yaklaş- ‘yakına gel¬mek’: Mo. dağa- ‘takib etmek, sürmek’ (âv. hk.): Ev. dağa ‘yakın, yanında’ (Pop¬pe, 1960, 22): J. tagai (ni) ‘birlikte, yanında, karşılıklı olarak’ (Miller.1971, s. 85).
Alt *dal2 (ı)- : : Tk. yaş-ur ‘saklamak, gizlemek, örtmek’ yaş-mak ‘yaşmak, ince yüz örtüsü’ : Mo. dalda ‘gizli, kuytu, saklı, korunaklı’: Ma. dali- ‘gizlemek, saklamak, örtmek’ (Poppe, 1956, s. 210) : J. yasiro ‘yerli ilahlara tapınmak için etrafı çit veya duvarla çevrilen yer, sonraki devirlerde böyle yerlere tapınaklar ku¬rulmuştur.’ (Miller, 1971, s. 86).
Alt. *dırg (a)-: : Tk. yır ‘şarkı’. Tatar yiraw ‘şarkıcı’, Kaz. cır ‘şarkı’ : Mo. cir- ga- ‘mesut olmak, neşeli olmak’: Ko. tsilke / p – ‘zevk almak, eğlenmek’ : J. ya- raka«b ‘eğlenmek, neşelenmek, sevinmek’ (Miller, 1967, 287), AKJ yarakeb id. (Martin, 1967, s. 231, * 77) (Miller, 1971, s. 99). .
Alt. *dulı,:: ETk. yılıg ‘ılık’: Mo. duldan<*dul$an id.: Ev. dul- ‘ısıtmak’, du- lil- ‘ısınmak’ (Poppe, 1960, s. 23): s. yu ‘sıcak (su)’, (Miller, 1971, s. 85).
Alt. *dür2 (i) : : Tk. yüz ‘yüz, çehre’ : Mo. düri ‘şekil, görünüş, çehre’ : Ma., Gol., durun id. (Poppe, 1960, s. 23,’ 111): EJ. *yuro > *yiro > irö ‘çehre, görü¬nüş (yüz hk.)’ (Murayâma, 1962, Miller, 1967, s. 70 – 73) (Miller, 1971, s. 85).
Alt. *cab (ı) : : Mo. cabi ‘çizme’ : Ma. caya < *cawi ‘ak kayın kabuğundan yapılmış dolak şeklinde çizme’, Ev. caw id. (Poppe, .1960, s. 28) : J. tabi ‘ku¬maştan yapılma dolakjgibi ayakkabı, çizme’ (Miller, 1971, s. 85).
Alt *cur : : Ev. cur ‘iki’, Ma, curU ‘çift’, cuwe ‘iki’ (Poppe, 1960, 28) : OKo. tulh ‘iki’, Ko. tul ‘iki’ : EJ türe ‘eş, birinin veya bir şeyin yanında bulunan aynı cinsten başka bir şey (Martin, 1966, s. 245, * 247), J.” tsure ‘iki (Miller, 1971, 84).
Alt. *cük : : Tk. yük ‘denk, paket, sandık, vb. gibi taşınacak eşya, ağırlık’: Mo. cüge – ‘taşımak, götürmek’ : Ev. cugû – ‘taşımak (kızakla)’, Lam. cugût – ‘taşı¬mak, çekmek;.yüklemek’, Ev. cûgûwün ‘nakliye, taşıyıcı, yükçü’ (Poppe, 1960, s. 28, 111).: EJ. yuki (> yugi, yuge) ‘sadak, okdan, ok kabı’ (Miller, 1971, 84).
Alt *gar : : Tk. karı ‘kolun ön kısmı’,-karış ‘karış’: Mo. gar < *gâr ‘el, kol’: Ma. gala < *gâra, Gol. Ol., Oro. rıala, sol. r\âla id. Neg. rçâla Ev. r^âle, Lam. T|âl ‘el’ (Poppe, 196, s. 24).
Alt. *meııgü : : Tk. berıgü (> berıgi) ‘ebedî’ : Mo. mör|ke id.Ko. mango ‘ebediyet’(Poppe, 1960, s. 35).
Alt. *mur (ı)- : : Tk. bur – ‘zorla mihveri etrafında çevirip döndürmek’ : mo. murui ‘burulmuş, kıvrılmış, eğrilmiş’: Ma. muritfan < murui^an ‘eğme, bük¬me’, muri – ‘burulmak, kıvrılmak’, Ev. murûkâ – ‘dönmek, etrafını dolaşmak’ : EKo. moroni ‘dirsek, dirsek gibi bükülüp dönme’ (Poppe, 1960, s. 36).
Alt. *neme : : Tk. yeme ‘yine, tekrar’ : Mo. neme – ‘eklemek, arttırmak’ : Ev. nemesin – ‘yamamak, eklemek’: Ko. nem – ‘birşey bakımından birine üstün ol-mak’(Poppe, 1960, s. 38),
Alt. *fiar2 :: ETk. yaz ‘ilkbahar’, EBTk. *nar > Mac. nyâr, Çuv, ¿ur id. : MO. niray < *naray ‘yeni doğmuş, taze’ : Ma. narhun (niyarhun yazılır) ‘yeni, ta¬ze, yeşil’: Ko. nyerim ‘yaz’ (Poppe, 1960, s. 81).
Alt. *nal2 : : ETk. yaş ‘tâze, yeşil, genç, yaşanılan yıl sayısı’: Mo. nilka ‘genç, ■ küçük, tâze, henüz aklı yetmemiş’, nilayun < *rialawun ‘çiğ’ : Gol. nealun /
nalun ‘tâze, çiğ, pişmemiş’: Ko. nalket ‘çiğ, pişmemiş’ (Poppe, 1960, 39).
” /
Alt. *yada-: : ETk. yadag ‘yaya’, Çuv. şuran < *yadagın ‘yayan, yaya ola¬rak’ : Mo. yada -’kudreti olamak, ihtiyat içinde olmak, sıkıntı çekmek’, yadagu ‘fakir, zayıf talisiz vb.’ (Poppe, 1960, s. 32).
Allt. *sıruk : : ETk. sıruk ‘sırık, uzun değnek’ : Mo. şirug ‘direk, sırık, uzun değnek’ : Ma. şuruku ‘uzun değnek, sırık’, Ev. sirikeken, Gol. serân id. : Ko. siren id (Poppe, 19660, 30).
Alt. *sil2 : *Tk. şiş, şiş ‘kebap şiş’, şişlik ‘kebaplık et’ : Tung, sila – ‘şişte kı-zarmak’, silawun ‘şiş’ (Ramstedt / Aalto, 1957, s. 108): OKo. sö =>lh ‘et (yiyecek olarak)’: EJ. sisi id. AKJ *s>yas (Miller, 1971, s. 119).
Alt. *ar2 (u) : : ETk. azu ‘yoksa, yahut’: J. arui id. (Miller, 1971, s. 147).
Alt. *âr : : Tk. ¿r ‘erken’, Tkm. ir < *er, Çuv. ir < er id., OTk. erte i’d. : Mo. erte ‘erken’ : Ev. erde id. < Yakut < Mo. (Poppe, 1960, s. 106) : J. ariake ‘şa¬fak, gün doğduğu zaman’(Miller, 1971, s. 153).
Alt *il2 (e) : : Tk. ış, iş .’meşgale, çalışma’ : Mo. uiie id. : Ma. weile id. (Ramstedt / Aalto, 1957, s. 109): J. i/2saru ‘balık tutmak’ (Miller, 1971, s. 121).’
Alt. *ör2 : : ETk. <iz ‘kendi’ OTk. öz ‘kendi, iç, orta vb.’, Çuv. var < *ör ‘orta, iç’ : Mor öre ‘iç, yürek damarı’: Ev. ur ‘hayvan midesi; işkembe’, Lam. ur ‘mide, karın, işkembe’ (Poppe, 1960, s. 109) ; J. ore ‘kendim, ben (kaba)’ (Miller, 1971; s. 147).
b. Ana Altay Dilindeki şahıs zamirleri, teklik için bir yalın halde, öbürü, eklerden önce kullanılan iki şekil gösterir. Bunlar, Altay dillerinin dördünde bulunmaktadır. Çoklukta ise, ortakık aynı derecede açık değildir.
Alt. 1. ş.t. *bi *men + :: ETk, ben/men . bin , Çuv. epe/man. + : Mo. bi/minu (genetive): Ma. bi/min + : EJ. mı/wanu.
v
Alt. 2. ş. t. *şi/*sen + : : ETk. sen/sen + , sin +, Çuv. ese/san + : Mo. *ti çi/çinu (genetive): Ma. si/sin+ : EJ. si/söne.
Alt. 3. ş. t. *i/*en + : : ETk. ol/an + Çuv. val/un+ : Mo. i/inu (genetive): Ma.
i/in + : EJ. an/r +, on/r +, onör-e.
Alt. 1. ş. ç. *bir2 : :. ETk. biz, Çuv. »pir/pir -t- : Mo. (inclusive) bida/bidan + : Ma. muse : EJ. (inclusive) wa/wan-u (exclusive) mar-ö, war-ö.
Alt. 2. ş. ç. *sir2 : : ETk.’siz Çuv. esir/sir: Mo. ta/tan + : Ma. suwe/suwen + : EJ. ta/tar-e.
Alt. 3.ş.ç. *ir : : . ETk. aiar, Çuv. ve+ / ve + : Mo. a/an+ (Kotwicz, 1936, Les Pronoms dans les langues aitaiques, Poppe, 1965, Introduction to Altaic linguistics, Miller, 1971, s. 157).
Ana Altay Dilindeki sorgu zamiri *ya ‘ne?’ ile ilgili olarak, Eski Türkçe ne/nen + (yalnız nençe’de) ile Eski Japonca nanl ‘ne?’ karşılaştırmıştır. (Miller, 1971, s. 185).
c. Ana Altay Dilindeki sayı adlarından bazıları Altay dillerinde, gruplar halinde izlenebiliyor. Bunlar (Miller’e göre, 1971, s. 220 – 221):
At. *bir *1′: : ETk, bir: Ana Kore – Japon *pll + 5 +, OKo. pil + os, EJ. p ito.
Alt. *dir ,2″ : : Ana Mo. *clr + : Ana Tunguz cor : Ana – Kore – Japon *tur OKo. tul, EJ.^ttta+.
Alt. *dör ’4′:: ETk. (tört): Ana Moğol’ *dör : Ana Tunguz : *du + : EJ. yö.
Ana Altay ve Altay Dillerinin İlgi Düzeni (Hierarchy):
Ana Altay Dilinin özelliklerini tesbit için yapılan çalışmalarla (çalışmalar birinci yönü), bu dilden doğan üye dillerin tabakalanma ve dallanış şeklini tesbit için ya- ^ pılan çalışmalar (çalışmaların ikinci yönü) eşit hızla gelişmemiştir. Bunlardan birin- 1 cisi, Ana Altay Dilinden indiği tasarlanan üye dillerin kendi disiplinlerindeki araştır- »rnaların sonuçlarına dayanmak zorunda idi. Bu ise, ağır ilerleyen ve özen isteyen fir çalışma konusuydu. ‘Altay Dil Ailesi’ fikri etrafında çalışanlar, bu araştırmaların sonuçlarını bekliyememişlerdir. Bu bakımdan, tasarlanan üye dillerin sayıları, za¬manla genişleyip daralarak değişmiş, ancak CastrĞn’le sınırlanabilmiştir. Yalnız Ana Altay Dili’nin özellikleri ile, üye dillere ait özelliklerin karşılaştırılmasından elde edilebilecek ‘ilgi düzeni şeması’ bu bakımdan ister istemez daha az malzeme ile yetinmek durumunda idi. Gelişme hızlarındaki bu dengesizliğin sonuçları, şimdiye kadar yapılan şemalarda kendilerini açıkça gösterir. Bu noktayı aydınlatmak için – Türk, Moğol, Tunguz dilleri kesik çizgili çerçeve içine alınmış- şu beş şemayı veri¬yoruz:
Şemalardan birincisi (Şekil 5.) Profesör Poppe’nin verdiği, Ramstedt’in bu ko¬nudaki düşüncelerini açıklayan bilgiye dayanır. Buna göre, Ramstedt, yalnız bir kere Türk – Moğol Dil Birliği’nden bahsetmişse de, bununla Ana Türk – Moğol’u mu, yoksa Ana Altay’ı mı kasdettiği belli değildir.65 Eğer, bunlardan birincisi doğru ise, o zaman Vladimirtsov’un şeması (Şekil 6) Ramstedt’in fikirlerini temsil ediyor demektir. Üçüncü şema (Şekil 7) Profesor Poppe’ye aittir. Dördünce şema (Şekil 8), J. Street tarafından, Vergleichende Orammatik der altaischen
ALTAY PİLLERİ
ALTAY DİLLERİNİN KELİME BAŞI ÜNSÜZLER!
ANA
ALTAY *P * t * k •h’ *d * M
9 ”Ç *c *s ”y ”m *n » -f» n
TURK d> h t k k • b y k k • ç y s y b
** n y
c » h P / s h w . * S Ş / s / s
MOĞOL f\ ıh
V b d| c 8 t d c y f n n<h
TUNGUZ fo n
KORE p ph ts P t ts
•W k tş y
JAPON f n w m y t y 4>
ÇUVAŞ (yalnız ôtDmsuz ),MOĞOL,TUNGUZ’,DA alveolar (t,d,n,8)1 alveo-palatal (ç,C,n,ş)I
ŞEKİL : 2
ALTAY DİLLERİNİN KÖK ÜNLÜSÜNDEN SONRA GELEN ÜNSÜZLERİ
ANA I ALTAY *P •t *k * b *d *ç t *
s *
y % •ı n * *
m *
n n V
TÖRK P t
s l< { k • b d S s ç y s
s y 1 ş r z m n
» A»
n 0
ÇUVAŞ i G h w V r V * / s y
MO6OL b w V y * § b « *
6 * d c s c » / s c V r
IV
n n
4M
a y
YUN6UZ f 0 ti h 0*
KORE P w İ
t tsh
w P 1 k t s <t> r * Ih I f ) w y
JAPON^ b 0 bn r f s(l r t r —
ÇUVAŞ (yolnız ötüm»liz ), MOCOL,TUNGUZ’DA olv«olar( t,d,n,8)1-»olveo-polatal (Ç,c,n,|)I
ŞEKİL : 3
ë
ALTAY DİLLERİNİN KÖK ÜNLÜLERİ
I* a
*
o
u
u
ALTAY
it-il
*r
e
*-
ö
*- o
e
u
e
ı
u
a
u
u
u
u
uo
TURKMEN
e
s
S
u
TUNGUZ
y6
ye,e
u
e
Ö
KORE
JAPON
H >
05
ŞEK/L : 4
SEKİL : J ( RAHSTEDT) ŞEKİL ‘ * < VLAPİUİRTSOV 1
U M
II AN A KUZEY ASYA DİLİ
J 1
ANA A L T AYCA !
I 1 1 f
II ANA BATI ALTAYC A | ANA DOSU ALTAYCA |i 1
1 1
|| AMA TÜRKÇE ANA ÇUVAŞÇA ANA MOÖOLCA |ANA TUNGUZCA {
1
: ı i
. TÜRK LEHÇELERİ ÇUVAŞÇA
|ttOftOL LEH«. TUN0UZ LEHÇ.|! . KORECE | JAPONCA AYNUCA
ŞEKİL : e ( STREET )
B
O
e
> M
W
r
5î
09
ANA ALTAYCA
3
ANA BATI ALTAYCA (Ano Tür kç«)| ANA DOfiU ALTAYCA |
.1 1
«Z. *r , »J ANA MOĞOLCA j ANA KUZEY «t YARIMADA ALTA YC ASI |
1 İ
ANA TURGUZ | ANA YARIMADA vt ADALAR DİLİ |
|ESKİ TÜRKÇE Vb. |ESKÍ BULBARCA Vb.| | MOÖOLCA Vb. |MANÇU,60L0İ | ORTA MORE Vb.| |ESKI JAPON | RYÖKVD Vb.
SEKİL ı 9 ( MİLLER )
Rağbet: Derecelenmemiş [?]

Yorum Yapin
Yorum yapabilmek icin giris yapmalisiniz.